Cumhuriyet’in Eşiğinde Değil, Yeni Bir Mücadelenin İçindeyiz

Pınar Bayram

27-08-2026 13:33

 

Bazen bir ülkenin yaşadığı büyük dönüşümü anlayabilmek için gündelik siyasetin gürültüsünden biraz uzaklaşmak gerekir. Sandıklar, ittifaklar, liderler, polemikler… Her gün yeniden üretilen siyasi tartışmaların arasında asıl büyük resmi görmek giderek zorlaşıyor.

Oysa Türkiye’de uzun zamandır yalnızca iktidarlar değişmiyor. Devletin, toplumun ve ekonominin nasıl şekilleneceğine ilişkin çok daha kapsamlı bir mücadele yaşanıyor.

Türkiye’deki siyasal krizi yalnızca Kürt sorunu, yalnızca laiklik tartışması ya da yalnızca iktidar-muhalefet gerilimi üzerinden okumak, yaşanan dönüşümün esasını gözden kaçırmak anlamına geliyor. Bütün bu başlıkların altında daha derin bir soru yatıyor:

Nasıl bir Türkiye’de yaşayacağız ve bu Türkiye kimin çıkarlarına göre kurulacak?

Bugün karşı karşıya olunan süreç yalnızca siyasal bir tercih değil, aynı zamanda ekonomik ve toplumsal bir dönüşüm niteliği taşıyor.

Bu dönüşümün en görünür yüzlerinden biri ise son yıllarda giderek belirginleşen Yeni-Osmanlıcı siyasal anlayış.

Yeni-Osmanlıcılığı yalnızca geçmişe duyulan bir özlem olarak değerlendirmek yetersiz kalıyor. Mesele Osmanlı tarihini hatırlamak ya da geçmişin ihtişamına gönderme yapmak kadar basit değil. "İslamcılığın", piyasacılığın, güçlü devlet söyleminin ve bölgesel güç olma iddiasının aynı zeminde buluştuğu bir siyasal anlayış söz konusu.

Bir tarafta “güçlü Türkiye” söylemi yükselirken diğer tarafta milyonlarca insanın geçim sıkıntısı büyüyorsa, burada durup düşünmek gerekiyor.

Çünkü güçlü devlet söylemi, yoksulun sofrasındaki boşluğu doldurmuyor.

Cumhuriyet’i yalnızca geçmişte aramak

Cumhuriyet’in tasfiyesi tartışması da tam bu noktada yeniden ele alınmalı.

Cumhuriyet’in aşındırılmasını yalnızca laiklik üzerinden konuşmak eksik kalıyor. Çünkü bunun ekonomik ve sınıfsal bir boyutu da bulunuyor.

Cumhuriyet’in kamusal niteliğinin aşındırılması, devletin ekonomik ve sosyal sorumluluklarının geriletilmesi, piyasacı anlayışın toplumun bütün alanlarına nüfuz etmesi ve yurttaşın giderek tüketiciye indirgenmesi birbirinden bağımsız gelişmeler değil.

“Cumhuriyet elden gidiyor” demek tek başına yeterli değil.

Asıl sorulması gereken soru şu:

Nasıl bir Cumhuriyet savunuluyor?

Sadece geçmişte kalmış bir Cumhuriyet fotoğrafı mı?

Yoksa eşitliği, laikliği, bağımsızlığı, kamusal yaşamı ve sosyal adaleti yeniden büyütecek bir Cumhuriyet mi?

Cumhuriyet’i yalnızca nostaljiyle savunmak mümkün değil.

Geçmişin değerlerini bugünün sorunlarıyla buluşturmak gerekiyor.

“Atlantik mi, Avrasya mı?”

Son yıllarda Türkiye’nin dış politikası konuşulurken tartışmalar çoğu zaman aynı ikileme sıkıştırılıyor:

Atlantik mi, Avrasya mı?

Oysa bu soru, Türkiye’de yaşayan milyonlarca insanın gerçek gündemini açıklamakta yetersiz kalıyor.

Bir işçi için asıl mesele, hangi jeopolitik eksenin yanında durulduğundan önce aldığı ücretle ay sonunu getirip getiremediğidir.

Bir genç için mesele, ülkenin hangi eksende olduğundan önce geleceğini burada kurup kuramayacağıdır.

Bir kadın için özgürce yaşayıp yaşayamayacağıdır.

Bir emekli için pazar filesinin eve boş dönüp dönmeyeceğidir.

Dolayısıyla dış politikadaki yönelimleri tartışırken halkın iradesini ve sınıfsal çıkarlarını merkeze koymadan yapılan değerlendirmeler, tartışmanın önemli bir bölümünü dışarıda bırakıyor.

Mesele “Atlantik mi, Avrasya mı?” sorusundan önce şurada düğümleniyor:

Halk nerede?

Halkın çıkarı nerede?

Emekçinin geleceği nerede?

Kürt yoksulunu görmeden eşitlik mümkün mü?

Türkiye’nin en büyük sorunlarından biri de birbirini yalnızca kimlikler üzerinden görmeye başlaması.

Oysa sınıfsal gerçeklik bütün bu kimliklerin içinden geçiyor.

Kürt yoksulu da yoksul.

Türk işçi de yoksul.

Kadın emeği görünmez kılınan da aynı düzenin içinde yaşıyor.

Genç işsizlikle, güvencesizlikle ve geleceksizlikle boğuşuyor.

Bu nedenle gerçek bir eşitlik mücadelesi kurulacaksa kimse dışarıda bırakılamaz.

Kürt yoksullarını görmeyen bir Cumhuriyetçilik ne kadar eksikse, emekçilerin sınıfsal gerçekliğini görmeyen bir siyaset de o kadar eksik kalıyor.

İhtiyaç duyulan şey, kimliklerin birbirine karşı dizildiği bir siyaset değil; insanların ortak yaşam hakkını büyüten bir siyaset.

Çünkü yoksulluğun dili yoktur.

İşsizliğin milliyeti yoktur.

Kadına yönelik eşitsizliğin mezhebi yoktur.

Ve emeğin sömürüsünün kimliği yoktur.

Kadınlar olmadan, işçiler olmadan, gençler olmadan...

Bugün Cumhuriyet’i savunmak adına konuşanların önemli bir bölümünün meseleyi semboller ve geçmiş üzerinden kurduğu görülüyor.

Elbette semboller önemlidir.

Tarih önemlidir.

Hafıza önemlidir.

Ama Cumhuriyet yalnızca bir tarih değildir.

Cumhuriyet aynı zamanda bugün yaşayan insanların hayatıdır.

Bir kadın eşit değilse,

bir işçi güvencesiz çalışıyorsa,

bir genç geleceğini başka ülkelerde arıyorsa,

bir çocuk nitelikli eğitime ulaşamıyorsa,

bir emekli pazara çıkmaya korkuyorsa,

orada Cumhuriyet’in yalnızca adını savunmak yetmez.

Cumhuriyet’in içini yeniden doldurmak gerekir.

Bunun yolu da eşitlikten, adaletten, laiklikten, bağımsızlıktan ve özgürlükten geçiyor.

Nostalji değil, silkiniş

Bugün en çok ihtiyaç duyulan şey nostalji değil, silkiniş.

Eski günleri hatırlayarak geleceği kurmak mümkün değil.

Geçmişin değerlerini bugünün toplumsal ihtiyaçlarıyla yeniden buluşturmak gerekiyor.

Kadının özgürlüğünü işçinin hakkıyla,

gençlerin geleceğini kamusal eğitimle,

laikliği sosyal adaletle,

bağımsızlığı halkın iradesiyle,

Cumhuriyet’i eşitlikle buluşturmak gerekiyor.

Çünkü bunlardan biri diğerinden koparıldığında geriye yalnızca siyasi sloganlar kalıyor.

Oysa insanların sloganlardan çok daha fazlasına ihtiyacı var.

İnsanca yaşamak istiyorlar.

Çocuklarının geleceğinden korkmak istemiyorlar.

Çalışırken yoksullaşmak istemiyorlar.

Kadınlar öldürülmek istemiyor.

Gençler geleceklerini başka ülkelerde aramak istemiyor.

İnsanlar inancından, kimliğinden, düşüncesinden dolayı ötekileştirilmek istemiyor.

Bütün bunların ortak adı ise eşitlik.

Asıl soru burada

Bugün Türkiye’nin önündeki mesele yalnızca hangi siyasi partinin iktidara geleceği değil.

Daha büyük bir soru var:

Bu ülkenin geleceğini kim kuracak ve nasıl bir düzen kurulacak?

Sermayenin ihtiyaçlarına göre şekillenen bir Türkiye mi?

Güçlü devlet görüntüsü altında büyüyen yoksulluk mu?

Geçmişin ihtişamına sığınan bir siyasal dil mi?

Yoksa emeğin, eşitliğin, laikliğin, özgürlüğün ve adaletin merkezde olduğu başka bir Türkiye mi?

Cumhuriyet’i savunmak, onu yalnızca geçmişte aramak değildir.

Cumhuriyet’i savunmak, onun bugün ne ifade ettiğini yeniden düşünmektir.

Belki de artık Cumhuriyet’i yeniden konuşmanın zamanı değil yalnızca;

Cumhuriyet’i yeniden halkın hayatına dokunacak şekilde kurmanın zamanıdır.

Çünkü tarih bize bir düzenin kendiliğinden değişmediğini gösteriyor.

Değişim, onu isteyenlerin örgütlü iradesiyle mümkün oluyor.

Bugün ihtiyaç duyulan da tam olarak bu:

Kadınların, işçilerin, gençlerin ve bütün halkların eşitlik, özgürlük ve adalet talebi etrafında yeniden yan yana gelmesi.

Belki gerçek silkiniş tam da buradan başlayacak.

DİĞER YAZILARI Kamu Parasıyla Yükselen Binalar, Ödenmeyen İşçi Ücretleri: Çelişkinin Adı Sınıf Düzeni 01-01-1970 03:00 Biraz Susmak, Yoldan Dönmek Değildir 01-01-1970 03:00 Örgütlü kötülüğe karşı iyiliği seçmek 01-01-1970 03:00 Savunma ittifakı değil, örgütlü saldırı düzeni: NATO’nun suçla örülü tarihi 01-01-1970 03:00 Sandık mı, Mahkeme mi? Türkiye’de Demokrasi Tartışması 01-01-1970 03:00 Aydın Despotizmi ve Yoldaşlığın İcadı 01-01-1970 03:00 Kızanlık’ın Kapısında :Kükürtlü Taş Ocaklarının Kara Mirası, Yeşilin Çığlığı 01-01-1970 03:00 Karanlıktan Filizlenen Umut: İşçi Sınıfının Direnişi ve 1 Mayıs’ın Kaçınılmaz Çağrısı 01-01-1970 03:00 Okul Saldırıları: Çocukların Elindeki Silah Değil, Hegemonyanın Çöküşü Tetikte 01-01-1970 03:00 Cumhuriyetçilik, Laiklik ve Eşitlik: Bugünün Çelişkileri 01-01-1970 03:00 DÜNYA ADALETSİZ ÇOCUK – EŞİTLENECEĞİZ! 01-01-1970 03:00 Çürüme, Yüzeyselleşme ve Sosyalist Praxis’in Yeniden İnşası 01-01-1970 03:00 ‘POLİTİK PAÇOZLUK’ TAN KURTULMAK 01-01-1970 03:00 Yasın Hak Görülmediği Dünyada – Toplumsal Hafıza ve Direniş 01-01-1970 03:00 EŞİTLİK SADECE CİNSİYETTE DEĞİL, SINIFTA DA KAZANILIR! 01-01-1970 03:00