Modern yaşamın neredeyse kaçınılmaz bir parçası haline gelen stres, yalnızca ruh halini değil, bağışıklık sisteminden kalp sağlığına kadar tüm vücudu etkiliyor. Uzmanlara göre kısa süreli stres, hayatta kalmayı sağlayan doğal bir mekanizma olsa da uzun süre devam eden kronik stres, vücudun kendini toparlama kapasitesini azaltarak ciddi sağlık sorunlarına zemin hazırlayabiliyor.
Cardiff Üniversitesi'nden stres ve davranışsal tıp uzmanı Prof. Kavita Vedhara, stresli bir durumda vücudun verdiği ilk tepkinin adrenalin artışı olduğunu belirterek, “Bu durum kalp atış hızında, kan basıncında ve solunumda artışa yol açar. Bu, kişinin karşı karşıya olduğu zorlukla başa çıkmasına yardımcı olmak için tasarlanmış ‘savaş ya da kaç’ tepkisidir” dedi.
Vedhara, bu hızlı tepkinin yaklaşık 30 dakika sonrasında ise “stres hormonu” olarak bilinen kortizol seviyelerinin yükseldiğini ifade etti. Kortizolün kan basıncını düzenlediğini, iltihaplanmayı baskıladığını ve enerji ihtiyacını karşılamak için kandaki şekerin kullanılabilirliğini artırdığını belirten Vedhara, bu sistemin geçmişte fiziksel tehditlerle mücadelede son derece etkili olduğunu söyledi.
Ancak günümüzde stres kaynaklarının çoğu fiziksel tehditlerden değil; iş, ekonomik sorunlar, sosyal ilişkiler ve günlük yaşam baskılarından kaynaklanıyor. Bu nedenle vücut sürekli alarm halinde kalırken, enerji ve kaynaklarını sindirim, onarım ve bağışıklık sistemi gibi hayati süreçlerden uzaklaştırabiliyor.
Uzmanlara göre bu durum kısa süreli olduğunda ciddi bir sorun yaratmıyor. Ancak kronik hale geldiğinde vücut kendini yenilemek ve toparlamak için gerekli zamanı bulamıyor.
Kronik stresin sağlık üzerindeki etkileri
Vedhara, kronik stresin en bilinen sonuçlarından birinin bağışıklık sisteminin zayıflaması olduğunu belirterek, bunun enfeksiyon riskini artırabileceğini, aşıların etkinliğini azaltabileceğini ve yara iyileşmesini yavaşlatabileceğini söyledi.
Araştırmalar ayrıca kronik stresin obezite, depresyon ve Alzheimer gibi nörodejeneratif hastalıkların ilerleme riskini artırabileceğine işaret ediyor.
Bath Üniversitesi Psikoloji Bölümü'nden Dr. Jo Daniels ise stresin yarattığı fizyolojik değişimlerin bazı kişilerde yeni kaygıların ortaya çıkmasına neden olabileceğini belirtti.
Daniels, “Kalbin hızlı atması veya nefes alışverişinin değişmesi bazı kişiler için başlı başına bir endişe kaynağı haline gelebiliyor. Bu da kişinin bedenindeki değişimlere daha fazla odaklanmasına ve stresin daha da artmasına yol açabiliyor” dedi.
Herkesin strese dayanıklılığı farklı
Bilim insanları, stresin ne düzeyde ve ne sıklıkta yaşandığında sağlık açısından ciddi sonuçlar doğurduğuna ilişkin araştırmalarını sürdürüyor. Ancak uzmanlar, özellikle uzun süreli ve kalıcı stres faktörlerinin sağlık üzerinde önemli bir yük oluşturduğu konusunda hemfikir.
1990'lı yıllarda yaklaşık 400 sağlıklı gönüllü üzerinde yapılan önemli bir araştırmada, soğuk algınlığı virüsüne maruz bırakılan bireylerde stres düzeyi yüksek olanların hastalanma olasılığının daha fazla olduğu görüldü. Özellikle yaşlı bireylerde kronik stresin bağışıklık sistemi üzerindeki etkilerinin daha belirgin olduğu tespit edildi.
Daniels, stresle başa çıkma kapasitesinin kişiden kişiye değiştiğini belirterek, “Travma yaşamış bireylerde stres eşiği daha düşük olabilir. Buna karşın bazı insanlar yüksek stresli iş ortamlarında başarılı olabiliyor. Bu durum öğrenilmiş dayanıklılık ve stres yönetimi becerileriyle yakından ilişkili” ifadelerini kullandı.
Stresi yönetmek mümkün mü?
Uzmanlara göre stresle mücadelede bilimsel açıdan en güçlü destek gören yöntemlerden biri, kişinin günlük yaşamın yoğunluğu içinde kısa molalar verebilmesi ve nefesini bilinçli şekilde yavaşlatabilmesi. Düzenli dinlenme, fiziksel aktivite, kaliteli uyku ve sosyal destek de stresin olumsuz etkilerini azaltmada önemli rol oynuyor.
Kaynak: T24