Üniversite değil hayatta kalma mücadelesi: İktidar gençliği yoksulluğa, güvencesizliğe ve göçe mahkûm etti

Eğitim-İş’in 319 üniversite öğrencisinin katılımıyla hazırladığı araştırma, Türkiye’de yükseköğretimin kamusal bir hak olmaktan çıkarılarak parası olanların erişebildiği sınıfsal bir ayrıcalığa dönüştürüldüğünü ortaya koydu. Devlet yurdunda kalan bir öğrencinin aylık yaşam maliyeti 26 bin lirayı aşarken, kiralık evde yaşayanların gideri 63 bin liraya kadar çıkıyor. Öğrencilerin yüzde 91’i bursun ihtiyaçlarını karşılamadığını, yüzde 68’i ise mezun olduktan sonra yurt dışına yerleşmeyi düşündüğünü söylüyor.

EĞİTİM - 18-09-2026 18:19

Türkiye’de milyonlarca üniversite öğrencisi, yeni akademik yıla derslerini, bilimsel çalışmalarını ya da mesleki hedeflerini değil; kira, yurt, ulaşım ve beslenme giderlerini düşünerek giriyor. Yıllardır eğitimi piyasaya açan, kamusal destekleri budayan ve gençliği ailelerin gelirine terk eden iktidar politikaları, üniversite yaşamını bir eğitim süreci olmaktan çıkararak hayatta kalma mücadelesine dönüştürdü.

Eğitim-İş tarafından yayımlanan “Maddi İmkânsızlıklar ve Belirsiz Bir Gelecek Sunan İktidar Politikalarının Gölgesinde Gençlerin Eğitim Mücadelesi” başlıklı araştırma, üniversite öğrencilerinin içine sürüklendiği ekonomik ve toplumsal yıkımı rakamlarla gözler önüne serdi.

Ulusal ve uluslararası verilerin yanı sıra 319 üniversite öğrencisiyle yapılan ankete dayanan araştırma, barınma krizinden genç işsizliğine, yetersiz burslardan zorunlu çalışmaya ve yurt dışına göç eğilimine kadar uzanan ağır bir tablo ortaya koydu.

Bir öğrencinin aylık maliyeti asgari ücreti yutuyor

Araştırma kapsamında İstanbul, Ankara ve İzmir’de yapılan piyasa incelemesine göre, üniversite öğrencilerinin aylık yaşam maliyeti barınma biçimine bağlı olarak 26 bin liradan başlayıp 72 bin lirayı aşıyor.

Kiralık evde kalan bir öğrencinin aylık maliyeti İstanbul’da 63 bin 300, Ankara’da 58 bin 297, İzmir’de ise 60 bin 687 liraya ulaşıyor. Özel yurtta kalan öğrenciler için aylık gider İstanbul’da 72 bin 648, Ankara’da 70 bin 895, İzmir’de 57 bin 985 lira olarak hesaplanıyor.

Devlet yurdunda yer bulabilen bir öğrenci için dahi barınma, beslenme, ulaşım, kırtasiye, kitap ve temel sosyal ihtiyaçlardan oluşan aylık maliyet 26 bin lirayı geçiyor. Başka bir ifadeyle, bir öğrencinin en düşük yaşam maliyeti neredeyse bir asgari ücretin tamamını yutuyor.

Bu tablo, milyonlarca emekçi ailesinin çocuğunu okutabilmek için borçlanmak, başka ihtiyaçlarından vazgeçmek ya da ikinci bir işte çalışmak zorunda bırakıldığını gösteriyor. “Parasız eğitim” söylemi kâğıt üzerinde kalırken, üniversite kapısından içeri girebilmenin bedeli ailelerin sırtına yükleniyor.

Öğrencinin önündeki ilk ders: Barınabilmek

İktidar yıllardır üniversite ve öğrenci sayısındaki artışı başarı hikâyesi olarak anlatırken, bu öğrencilerin nerede barınacağı sorusunu piyasaya havale etti. Sonuç ise yüksek kiralar, fahiş özel yurt ücretleri, kalabalık evler ve barınma güvensizliği oldu.

Araştırmaya katılan öğrencilerin yüzde 57’si ikamet ettiği şehirden farklı bir kentte eğitim görüyor. Bu öğrencilerin yalnızca yüzde 55’i devlet yurdunda kalabilirken, yüzde 45’i KYK yurdundan yararlanamıyor.

YÖK verilerine göre örgün eğitimde yaklaşık 3 milyon 981 bin öğrenci bulunmasına karşın, devlet yurtlarının toplam kapasitesi yaklaşık 1 milyon kişiyle sınırlı. Mevcut kapasite, öğrencilerin ancak dörtte birine karşılık geliyor.

Durum İstanbul’da daha da çarpıcı. Kentte 930 bin 565 örgün eğitim öğrencisine karşılık KYK yurtlarının yatak kapasitesi yalnızca 67 bin 677. Devlet, İstanbul’daki her yüz öğrenciden ancak yedisine yurt sağlayabiliyor.

Sadece İstanbul, Ankara ve İzmir’de öğrenci sayısı ile KYK yatak kapasitesi arasındaki fark yaklaşık 1 milyon 284 bine ulaşıyor. İktidarın plansız yükseköğretim politikası, yüz binlerce gence açıkça “Başının çaresine bak” diyor.

Barınma krizi sınıfsal bir eleme aracına dönüştü

Devlet yurdunda yer bulamayan öğrencilerin önünde iki seçenek bırakılıyor: Fahiş ücretli özel yurtlara mahkûm olmak ya da kirayı paylaşabilmek için kalabalık evlerde yaşamak.

Araştırmaya göre kiralık evde kalan öğrencilerin yüzde 71’i evi başka öğrencilerle paylaşıyor. Bu öğrenciler yalnızca ortak bir evde değil, kimi zaman ortak bir odada yaşamak; ders çalışmaya elverişsiz, sağlıksız ve güvensiz koşullara katlanmak zorunda kalıyor.

Barınma krizi artık yalnızca ekonomik bir sorun değil, doğrudan eğitim hakkını belirleyen sınıfsal bir eleme mekanizmasıdır. Parası olan güvenli bir konutta yaşayıp eğitimine yoğunlaşabilirken, emekçi çocuğu bir yandan çalışmak, bir yandan kalabalık evlerde yaşamını sürdürmek zorunda bırakılıyor.

İktidarın “üniversite kapılarını herkese açtık” propagandası, öğrencinin başını sokabileceği bir yer bulunmadığında anlamını yitiriyor. Üniversiteye kayıt yaptırabilmek başka, eğitime fiilen devam edebilmek başka bir meseleye dönüşüyor.

Beslenmek, kitap almak ve sosyalleşmek lüks oldu

Araştırmada öğrencilerin barınma dışındaki aylık giderleri ortalama 27 bin 647 lira olarak hesaplandı. Bu tutarın içinde ulaşım, beslenme, internet, kırtasiye, bilimsel kitap, teknoloji ve sınırlı sosyal etkinlikler bulunuyor.

Ankete katılan her dört öğrenciden biri, yalnızca barınma dışındaki ihtiyaçları için ayda 15 bin liranın üzerinde harcama yaptığını belirtti. Öğrencilerin yüzde 60’ı ise aylık bütçesinin sosyalleşmeye yetmediğini söyledi.

Bu sonuç, gençlerin yalnızca ekonomik değil, sosyal ve kültürel bakımdan da yoksullaştırıldığını gösteriyor. Sinemaya ya da tiyatroya gitmek, arkadaşlarıyla bir kafede oturmak, akademik kitap satın almak veya bir bilgisayara sahip olmak üniversite yaşamının doğal parçaları olmaktan çıkarıldı; yalnızca belirli bir gelir grubunun erişebildiği ayrıcalıklara dönüştürüldü.

Gençlere dayatılan şey eğitim değil; derslik ile yurt arasında sıkıştırılmış, kültürden, sanattan ve toplumsal yaşamdan koparılmış bir yoksulluk düzenidir.

Burs değil, yoksulluğun üzerini örten sembolik ödeme

Araştırmaya katılan öğrencilerin yüzde 64’ü KYK bursu almadığını belirtti. Burs alabilen öğrencilerin yüzde 91’i ise verilen tutarın aylık giderlerini karşılamadığını söyledi.

Raporda esas alınan dönemde lisans öğrencilerine verilen 4 bin liralık burs, öğrencilerin yalnızca barınma dışındaki harcamalarının dahi küçük bir bölümünü karşılayabiliyor. İktidar, milyonlarca öğrenciyi geçindirmeye yetmeyen sembolik ödemeleri sosyal destek olarak sunarken, eğitimin gerçek maliyetini ailelere ve gençlerin kendi emeğine yüklüyor.

Öğrencilerin yüzde 34’ü eğitimine devam ederken aynı zamanda bir işte çalışıyor. Ancak çalışan öğrencilerin yüzde 71’i kazandığı ücretin giderlerini karşılamaya yetmediğini belirtiyor.

Genç, eğitim hakkını kullanabilmek için çalışmak zorunda bırakılıyor; çalıştığında ise aldığı ücret yaşamaya yetmiyor. Böylece üniversite öğrencileri daha mezun olmadan düşük ücretli ve güvencesiz emek piyasasının parçası hâline getiriliyor.

Devlet üniversitesi bile emekçi çocuklarına kapatılıyor

Araştırmaya katılan vakıf üniversitesi öğrencilerinin yüzde 68’i, kendi şehirlerinde özel üniversitede okumakla başka bir şehirde devlet üniversitesine gitmenin maliyetinin birbirine yaklaşmasını tercih nedeni olarak gösterdi.

Bu sonuç, vakıf üniversitelerinin erişilebilir hâle geldiğini değil, devlet üniversitesinde okumanın bile karşılanamaz bir maliyete dönüştürüldüğünü ortaya koyuyor.

Yurt sağlamayan, beslenme ve ulaşım giderlerini kamusal olarak karşılamayan iktidar, öğrencileri doğrudan eğitim piyasasının önüne itiyor. Kamu kaynakları tarikat ve cemaat bağlantılı yapılara, sermayeye ve rant projelerine aktarılırken; üniversite öğrencisine güvenli bir yatak, sağlıklı bir öğün ve nitelikli bir eğitim çok görülüyor.

Diploma işsizliği, iş bulmak kurtuluş değil

Gençlerin karşı karşıya olduğu çıkmaz mezuniyetle sona ermiyor. Raporda yer verilen verilere göre Türkiye’de 15-24 yaş grubundaki üniversite mezunlarının işsizlik oranı yüzde 23,7’ye ulaşıyor. Avrupa Birliği ortalaması ise yüzde 12,8 seviyesinde.

Türkiye’de 15-29 yaş grubundaki gençlerin yüzde 27,12’si ne eğitimde ne de istihdamda bulunuyor. Bu oranla Türkiye, OECD ülkeleri arasında ilk sırada yer alıyor. Üniversite mezunu gençler arasında ne eğitimde ne istihdamda olanların oranı ise yüzde 25,1. Başka bir ifadeyle, üniversite mezunu her dört gençten biri eğitim ve çalışma yaşamının dışında kalıyor.

İş bulabilenler açısından da tablo değişmiyor. Türkiye’de üniversite mezunu gençlerin yüzde 22,8’i eğitim düzeylerinin altında nitelik gerektiren işlerde çalışıyor. Gençlere yıllarca eğitim almaları söyleniyor; mezun olduklarında ise ya işsizlik ya da diplomalarıyla ilgisi olmayan düşük ücretli işler gösteriliyor.

Sorun gençlerin “iş beğenmemesi” değil; iktidarın nitelikli, güvenceli ve insanca ücret sunan istihdam alanları yaratmamasıdır.

Her 10 öğrenciden 7’si gitmek istiyor

Araştırmanın en ağır sonuçlarından biri, gençlerin Türkiye’de gelecek kurma inancını kaybettiğini gösteriyor.

Katılımcıların yüzde 41’i mezun olduktan sonra ne zaman iş bulabileceğini öngöremediğini belirtti. Yüzde 65’i, iş bulsa bile elde edeceği gelirle gelecek kurmasının mümkün olmayacağını düşünüyor. Öğrencilerin yüzde 54’ü gelecekten umutlu olmadığını söylüyor.

Mezuniyet sonrasında yurt dışına yerleşmeyi düşünenlerin oranı ise yüzde 68’e ulaşıyor. Her 10 üniversite öğrencisinden yaklaşık yedisi geleceğini başka bir ülkede arıyor. Yurt dışına gitmek isteyenlerin yüzde 64’ü, Türkiye’de iş bulsa bile elde edeceği gelirin yaşamaya yetmeyeceğini düşünüyor.

İktidarın sık sık gençlere yönelttiği “Gitmek yerine ülkenize hizmet edin” çağrıları, gençlere barınma, geçim ve güvenceli çalışma hakkı sağlanmadığı sürece siyasi ikiyüzlülükten ibaret kalıyor. Gençler doğdukları ülkeyi değil; işsizliği, yoksulluğu ve geleceksizliği terk etmek istiyor.

Kriz değil, siyasi tercih

Ortaya çıkan tabloyu yalnızca ekonomik krizle açıklamak mümkün değil. Yaşananlar, eğitimin maliyetini öğrenciye ve ailesine yükleyen politikaların doğrudan sonucudur.

Yeterli devlet yurdu yapmamak, bursları yaşam maliyetinin çok altında tutmak, üniversite yemekhanelerini ve ulaşımı kamusal biçimde desteklememek, gençlere niteliklerine uygun iş alanları yaratmamak bir plansızlık değil, siyasi tercihtir.

Bu düzen gençleri önce üniversiteye girebilmek için yarışa sokuyor; ardından barınabilmek için mücadele etmeye, okuyabilmek için çalışmaya, mezun olduktan sonra da işsizliğe mahkûm ediyor. Son aşamada ülkeyi terk etmek isteyen gençleri suçlayarak kendi yarattığı yıkımın sorumluluğunu yine gençlerin omuzlarına bırakıyor.

Üniversite öğrencilerinin insanca barınması, sağlıklı beslenmesi, ücretsiz ulaşması ve nitelikli eğitim alması lütuf değildir. Kamusal eğitim hakkı yalnızca okul ücretinin bulunmamasıyla sağlanamaz. Eğitim sürecinin bütün giderleri kamusal güvence altına alınmadığı sürece “fırsat eşitliği” söylemi, sınıfsal uçurumu örten bir propagandadan ibaret kalacaktır.

Gençliğin ihtiyacı borç, sadaka ya da göstermelik burslar değil; bilimsel, laik, parasız ve kamusal eğitim ile güvenceli bir gelecektir. Bunun önündeki engel kaynak yokluğu değil, kaynakların kimler için kullanıldığıdır.

Araştırmadan öne çıkan veriler

Devlet yurdunda kalan bir öğrencinin aylık yaşam maliyeti 26 bin lirayı aşıyor. Kiralık evde kalan öğrencinin aylık maliyeti 63 bin 300 liraya kadar çıkıyor. Özel yurtta kalan öğrencinin aylık gideri 72 bin 648 liraya ulaşıyor. Öğrencilerin yüzde 45’i KYK yurdundan yararlanamıyor. Kiralık evde yaşayan öğrencilerin yüzde 71’i evi başkalarıyla paylaşıyor. Öğrencilerin yüzde 60’ının bütçesi sosyalleşmeye yetmiyor. Katılımcıların yüzde 64’ü KYK bursu almıyor. Burs alanların yüzde 91’i bursun giderlerini karşılamadığını söylüyor. Öğrencilerin yüzde 34’ü okurken çalışıyor. Çalışan öğrencilerin yüzde 71’inin kazancı ihtiyaçlarına yetmiyor. Öğrencilerin yüzde 65’i mezuniyet sonrasında kazanacağı ücretle gelecek kuramayacağını düşünüyor. Katılımcıların yüzde 68’i yurt dışına yerleşmeyi planlıyor. Öğrencilerin yüzde 54’ü gelecekten umutlu değil.

Kaynak: Haber Merkezi

Günün Diğer Haberleri