Sakarya’da 2026-2027 eğitim dönemi seminerleri başladı. Programın ilk eğitiminde Klinik Psikolog Melike Mestanlı Şahin, ebeveyn-çocuk ilişkisinde etkili iletişim, sağlıklı sınırlar ve çocukların bağımsızlaşmasına yönelik ebeveyn tutumları üzerine değerlendirmelerde bulundu.
Öncelikli olarak 1-12 yaş grubu çocukların ebeveynlerine yönelik düzenlenen eğitim, ergen grubu ebeveynleri ile uzman ve uzman adaylarının katılımına da açık olarak gerçekleştirildi.
Seminerde; çocukların davranışlarının altında yatan nedenler, ebeveynlerin çocuklarla kurduğu ilişki, sınır koyma, sorumluluk kazandırma, kardeş çatışmaları, duygu düzenleme, oyun ve teknoloji kullanımı gibi başlıklar bütünlüklü biçimde ele alındı.
“Çocuklara bahçıvan değil, bahçe olmalıyız”
Seminerin başlangıcında çocukların birbirinden farklı özelliklere ve gelişimsel ihtiyaçlara sahip olduğu vurgulandı.
Çocukları yetişkinlerin şekillendirdiği birer “çiçek” olarak görmek yerine, onların kendi gelişimlerini gerçekleştirebilecekleri bir alan oluşturmanın önemine dikkat çekildi.
Bu yaklaşım “bahçıvan” ve “bahçe” metaforuyla anlatılırken, ebeveynlerin çocukların hayatındaki her şeyi kontrol eden ve onların yerine yapan bir konuma geçmek yerine, çocukların kendi becerilerini geliştirmelerine fırsat tanımaları gerektiği belirtildi.
Sorunun görünen yüzü yerine kök nedenine bakılmalı
Çocuğun ders çalışmaması, sorumluluklarını yerine getirmemesi, yoğun ekran kullanması, kardeşiyle kavga etmesi veya farklı davranış sorunları yaşaması gibi problemlerin yalnızca görünen davranışlar üzerinden değerlendirilmemesi gerektiği ifade edildi.
Çocukların davranışları ağacın dalları ve meyvelerine, davranışların altında yatan nedenler ise ağacın köklerine benzetildi.
Yalnızca görünen davranışı ortadan kaldırmaya çalışmanın sorunu kalıcı biçimde çözmeyebileceği belirtilirken, ebeveynlerin öncelikle çocukla kurdukları ilişkiye ve iletişime odaklanmaları gerektiği vurgulandı.
Kardeş çatışmalarında haklı-haksız yaklaşımı yeterli değil
Kardeşlerden birinin diğerine vurduğu durum üzerinden örnek veren Şahin, yalnızca büyük çocuğa “Sen büyüksün, kardeşine vurma” şeklinde nasihat verilmesinin sorunu çözmeyeceğini anlattı.
Bunun yerine çocuğun neden öfkelendiğinin anlaşılması, yaşadığı duygunun dinlenmesi ve kendisini ifade etmesine fırsat verilmesi gerektiği belirtildi.
Çocuk kendisini anlaşılmış hissettiğinde davranışının sonuçları ve alternatif çözüm yolları üzerine konuşmanın daha mümkün hale geldiği ifade edildi.
Sürekli eleştiri ilişkiyi zedeliyor
Çocuğun ders çalışmaması, çantasını hazırlamaması, oyuncaklarını toplamaması veya telefonu elinden bırakmaması gibi durumlarda sürekli eleştiri ve nasihat kullanılmasının ebeveyn-çocuk ilişkisini zayıflatabileceğine dikkat çekildi.
Çocuğun yalnızca hatalarını görmek yerine onunla ilişki kurmanın önemine vurgu yapıldı.
Ebeveynin “Seni özlüyorum, seni daha fazla görmek istiyorum” gibi ifadelerle çocuğa ulaşmasının, davranış üzerinden kurulan çatışmacı iletişim yerine bağı güçlendirebileceği belirtildi.
“Çok söylemek iyi sınır koymak değildir”
Seminerin önemli başlıklarından biri sağlıklı sınır koyma oldu.
Sınırın çocuğun ne yapacağını kontrol etmekten ziyade, istenmeyen davranış karşısında ebeveynin ne yapacağını belirlemesi olduğu ifade edildi.
“Yapma”, “gel”, “lütfen dinle” gibi uyarıların sürekli tekrarlanmasının sınır koymak anlamına gelmediği belirtilirken, özellikle küçük yaş grubunda sınırların davranışla gösterilmesinin daha etkili olabileceği anlatıldı.
Örneğin çocuğun koltukta zıplaması halinde yalnızca “Zıplama” demek yerine, “Zıplamaya devam edersen güvenliğin için seni indirmek zorunda kalacağım” şeklinde net bir sınır oluşturulabileceği belirtildi.
Şahin, “Sınır duygularla değil, duruşla koyulur” mesajını öne çıkardı.
Sınırlar istikrar ve tutarlılık istiyor
Çocuğun yorgunluğu, ağlaması veya öfkelenmesi nedeniyle sürekli taviz verilmesinin sınırları belirsizleştirebileceği ifade edildi.
“Bugün yorgun, ödevini yapmasa da olur” veya “Ağlamasın, beş dakika daha oynasın” gibi istisnaların sürekli hale gelmesinin çocukta sınırları ağlayarak veya direnerek değiştirebileceği düşüncesini oluşturabileceği belirtildi.
Bu nedenle sınırların açık, sakin ve tutarlı biçimde uygulanması gerektiği vurgulandı.
Anne-baba ortak tutum geliştirmeli
Büyükanne, büyükbaba ve bakıcıların ebeveynlerin koyduğu sınırlara uymamasının da çocuk açısından tutarsızlık yaratabileceği belirtildi.
Anne “Okula gitmelisin” derken anneannenin “Bugün gitmesin” demesi ya da ebeveynin sınır koyduğu bir konuda aile büyüğünün farklı davranması halinde çocuğun ortak bir kural algısı geliştirmesinin zorlaşacağı ifade edildi.
Bu nedenle öncelikle anne ve babanın kendi arasında ortak bir tutum oluşturması, ardından diğer yetişkinlerle sınırların ele alınması gerektiği kaydedildi.
“Çocuk, yetişkinin yaptığını da öğreniyor”
Ebeveynlerin çocuklara yalnızca söyledikleriyle değil, kendi davranışlarıyla da model oldukları vurgulandı.
Çocuğunun merhametli olmasını isteyen ebeveynin çocuk hata yaptığında ona merhamet gösterebilmesi, çocuğunun öfkesini kontrol etmesini isteyen yetişkinin ise kendi öfkesini düzenleyebilmesi gerektiği belirtildi.
Teknoloji kullanımı da bu kapsamda ele alındı. Çocuğun telefon kullanımını azaltmasını isteyen ebeveynlerin kendi teknoloji alışkanlıklarını da gözden geçirmesi gerektiği ifade edildi.
Ebeveynlerin neyi önceliklendirdiğinin çocukların davranışlarına da yansıdığı belirtilerek, “Bende ne varsa ona da o yansıyor” yaklaşımı öne çıkarıldı.
Ceza yerine davranışın içselleştirilmesi
Çocukların kurallara yalnızca polis, kamera veya başka bir otoritenin denetimi nedeniyle uymasının yeterli olmadığı belirtildi.
Kırmızı ışık örneği üzerinden, “Polis yoksa geçebilirim” anlayışının kuralın içselleştirilmediğini gösterdiği ifade edildi.
Ceza merkezli yaklaşımın çocukta “Otorite yoksa kural da yok” anlayışı yaratabileceği, asıl hedefin ise doğru davranışın nedeninin anlaşılması ve içselleştirilmesi olması gerektiği vurgulandı.
Çocuğun yerine sorun çözmek bağımlılığı artırabilir
Seminerde ebeveynlerin çocuklarının karşılaştığı sorunları sürekli onların yerine çözmesinin, çocukların problem çözme ve baş etme becerilerinin gelişmesini engelleyebileceği belirtildi.
Çocuğun sınavdan düşük not alması, arkadaşlarıyla veya ailesiyle sorun yaşaması, üşümesi, sıcaklaması ya da başka bir problem yaşaması halinde hemen devreye girip sorunu çözmek yerine, çocuğun kendi çözümünü bulmasına alan açılması gerektiği ifade edildi.
Şahin, bu yaklaşımı “Onun yerine ben çözmeyeyim ki, onun sorun çözebildiğini fark etsin” sözleriyle özetledi.
Ebeveynin her problemi çocuk adına çözmesinin kısa vadede rahatlatıcı görünse de uzun vadede çocuğun yetişkine bağımlılığını artırabileceği belirtildi.
Kaygıyla baş etme becerisi geliştirilmeli
Çocukların kaygı yaşadığı durumlarda da aynı yaklaşımın benimsenmesi gerektiği ifade edildi.
Çocuğun “Ya sana bir şey olursa?” şeklindeki kaygısına doğrudan “Bana hiçbir şey olmaz” yanıtı vererek kaygıyı ortadan kaldırmaya çalışmanın, çocuğun kaygıyla baş etme becerisini geliştirmeyebileceği belirtildi.
Ebeveynin görevinin her kaygıyı ortadan kaldırmak değil, çocuğun kaygıyı tanımasına, tolere etmesine ve kendi baş etme yollarını geliştirmesine destek olmak olduğu vurgulandı.
Çocuğun yaşadığı her kaygının ebeveyn tarafından çözülmesinin, ilerleyen dönemlerde “Kaygılandığımda annem ya da babam benim yerime çözer” şeklinde bir bağımlılık döngüsü oluşturabileceğine dikkat çekildi.
“Hangi saksıyı sularsak o büyür”
Klinik Psikolog Melike Mestanlı Şahin, ebeveynlerin çocukların yerine sürekli sorun çözmesinin, çocukların bağımsızlaşma ve problem çözme becerilerini geliştirmesinin önünde engel oluşturabileceğine dikkat çekti.
Çocuğun sınavdan düşük not alması, arkadaşlarıyla ya da ailesiyle sorun yaşaması, üşümesi, sıcaklaması veya kaygılanması gibi durumlarda hemen devreye girerek sorunu onun adına çözmek yerine, çocuğun kendi çözüm yollarını geliştirmesine fırsat verilmesi gerektiğini belirten Şahin, “Onun yerine ben çözmeyeyim ki, onun sorun çözebildiğini fark etsin” yaklaşımını vurguladı.
Çocuğun kaygı yaşadığı durumlarda da ebeveynin kaygıyı hemen ortadan kaldırmaya çalışmak yerine, çocuğun bu duyguyla baş etme becerisini geliştirmesine destek olması gerektiği ifade edildi. Çocuğun her kaygısında yetişkinin devreye girmesinin, zamanla çocuğun sorunları kendi başına çözmek yerine ebeveynine başvurmasına yol açabileceği belirtildi.
Benzer biçimde, çocuğun üşüdüğünde sürekli “Üstünü giy”, sıcakladığında “Üstünü çıkar” şeklinde yönlendirilmesi yerine, kendi bedenindeki ihtiyaçları fark etmesine alan açılmasının önemi anlatıldı. Ayakkabısını giyme, eşyalarını toplama, okulda unuttuğu malzemeleri takip etme gibi günlük sorumluluklarda da çocuğun yapabileceği işleri onun yerine yapmaktan kaçınılması gerektiği kaydedildi.
Şahin, bu yaklaşımı “Hangi saksıyı sularsak o büyür” ifadesiyle özetledi. Ebeveynlerin çocuk adına sürekli sorun çözmesinin bağımlılığı, çocukların kendi sorunlarını çözmelerine fırsat verilmesinin ise özgüven, sorumluluk ve bağımsızlık becerilerini geliştireceği vurgulandı.
Çocukların doğru davranışları da görülmeli
Çocukların yalnızca hatalarının öne çıkarılmasının ilişkiyi zedeleyebileceği anlatıldı.
Yalan söyleme davranışı üzerinden verilen örnekte, sürekli yalan söylediği düşünülen küçük bir çocuğun oyun sırasında dürüst davrandığı anın fark edilmesi ve bu davranışın takdir edilmesinin olumlu davranışı güçlendirebileceği belirtildi.
Ebeveynlerin çocukların doğru yaptığı küçük davranışları dahi fark etmeleri ve görünür kılmaları önerildi.
Çocuğun performansında yetişkin beklentisinin etkisi
Seminerde yetişkinlerin çocuklara ilişkin beklentilerinin de çocukların gelişimi ve performansı üzerinde etkili olabileceğine dikkat çekildi.
Öğretmen beklentileri üzerine yapılan araştırmalardan örnek veren Şahin, bazı öğrencilerin herhangi bir test sonucuna dayanmaksızın öğretmenlerine yüksek öğrenme potansiyeline sahip öğrenciler olarak tanıtıldığını ve takip eden süreçte bu öğrencilerin akademik performanslarında artış gözlendiğini anlattı.
Bu örnek üzerinden yetişkinlerin bir çocuğa ilişkin beklentisinin, çocuğa yaklaşım biçimini değiştirebildiği ve bunun da çocuğun performansına yansıyabildiği ifade edildi.
Benzer biçimde iş yaşamındaki gözlem araştırmalarına da değinilerek, insanların kendilerine dikkat edildiğini ve emeklerinin görüldüğünü hissetmelerinin davranışlarını etkileyebileceği belirtildi.
Bu nedenle ebeveynlerin çocuklarına yalnızca müdahale eden değil, onları gerçekten gören ve çabalarını fark eden bir tutum geliştirmelerinin önemine dikkat çekildi.
Oyun çocuk için sınava dönüşmemeli
Seminerde çocukların oyun deneyiminin giderek erken akademik öğrenme baskısıyla kuşatıldığı da ele alındı.
Harf, sayı, renk ve yabancı dil öğretmeyi amaçlayan oyuncakların çocukların oyun alanını da bir öğrenme ortamına dönüştürebildiği ifade edildi.
Özellikle küçük yaşlarda çocukların her an öğrenmek zorunda olmadığı; araba sürmek, pelüş oyuncaklarla oynamak, çamurla uğraşmak, hareket etmek, açık havada bulunmak ve kendi oyunlarını kurmak gibi deneyimlere ihtiyaç duyduğu belirtildi.
Çocuğun her oyununu eğitim fırsatına dönüştürmek yerine, oyunun zaman zaman yalnızca oyun olarak kalmasına izin verilmesi gerektiği vurgulandı.
Teknolojiye karşı gerçek yaşam güçlendirilmeli
Teknoloji kullanımının aile içindeki iletişimi ve çocuklarla kurulan bağı zayıflatabilen önemli faktörlerden biri olduğu ifade edildi.
Çocukları yalnızca yasaklarla ekrandan uzaklaştırmaya çalışmanın yeterli olmadığı belirtilirken; gerçek oyun, açık hava, hareket, sosyal ilişkiler ve keşif alanlarının güçlendirilmesinin teknolojiye alternatif oluşturabileceği kaydedildi.
Çocukların ekran dışındaki yaşamının zenginleştirilmesinin, ekranın tek eğlence ve sosyalleşme alanı haline gelmesini önlemede önemli olduğu belirtildi.
Son 30 dakika soru-cevapla tamamlandı
Seminerin son bölümünde katılımcılardan gelen sorular yanıtlandı. Özellikle sınır koyma, aile büyükleriyle yaşanan tutarsızlıklar, çocukların kaygıları, teknoloji kullanımı, sorumluluk kazandırma ve ebeveyn-çocuk iletişimine ilişkin sorular ele alındı.
Son 30 dakika, katılımcılardan gelen soruların cevaplanmasıyla oturum sona erdi.
2026-2027 eğitim dönemi kapsamında başlayan seminerlerin ebeveynlerin yanı sıra ergen grubu ebeveynleri, uzmanlar ve uzman adaylarının katılımına açık olduğu belirtildi.
Seminerin genel mesajı ise; çocuğun davranışını değiştirmeden önce çocukla kurulan ilişkiye bakmak, sınırları tutarlı biçimde uygulamak, ebeveyn olarak doğru model olmak, çocuğun yerine sorun çözmemek ve onun kendi becerilerini geliştirmesine alan açmak oldu.
Haber Merkezi