"Dün geçti, yarın henüz gelmedi... Öyleyse en güzel an, şu andır."
Ömer Hayyam’ın Rubailer’i, yalnızca şiirlerden oluşan bir kitap değil; insanın varoluşuna, zamana ve hayata dair bitmeyen bir sorgulama alanı olarak edebiyat tarihinde ön plana çıkıyor.
Her dizede bir şüphe, her satırda bir yüzleşme, her rubai’de insanın kendisiyle kurduğu o derin hesaplaşmanın izleri yer alıyor.
Hayyam; kaderi, inancı, ölüm fikrini ve yaşamın anlamını sorgularken kesin doğrular sunmuyor biz okuyuculara. Aksine, okuyucuyu alışılmış düşüncelerin dışına itiyor. Bu yönüyle Rubailer, sadece edebi değil aynı zamanda felsefi bir metin olarak da öne çıkıyor.
Bir yanda hayatın geçiciliğine yapılan güçlü vurgu,
diğer yanda ise “anı yaşa” diyen neredeyse isyankâr bir ses…
Tam da bu yüzden Hayyam’ı okurken kendinizi iki duygu arasında buluyoruz:
Kabulleniş ve itiraz.
Kimi dizelerinde dünyaya karşı ince bir alay,
kimilerinde ise derin bir hüzün saklı bir eser rübailer.
Ve belki de en çarpıcı olan yanı şu rûbailerin:
Hayyam, yüzyıllar öncesinden bugünün insanına hâlâ aynı soruyu soruyor:
“Gerçekten yaşıyor musun, yoksa sadece geçip gidiyor musun?”
Rubailer, her okunduğunda yeni anlamlar kazanan bir kitap olma özelliğini bugün de koruyor.
Bugün size umut gibi gelen bir dize, yarın bir sorgulamaya dönüşebiliyor.
Eğer sadece okumak değil, düşünmek ve hatta rahatsız olmak istiyorsanız, Hayyam’ın rûbaileri doğru adres.