Aşağıdaki metin, The Guardian’da yayımlanan yazının Türkçe çevirisidir. Metin aslına sadık kalınarak çevrilmiştir.Aşağıdaki metin, The Guardian’da yayımlanan yazının Türkçe çevirisidir. Metin aslına sadık kalınarak çevrilmiştir.
Beşikten mezara uzanan yatırım modeli
Ücretsiz kruvasanlar bunu ele verdi. Ve İskandinav tarzı mobilyalar. Ve zevkli pastel duvarlar. Gördüğüm diğer kreşlerden farklıydı: biraz daha pahalıydı, estetik olarak küçük çocuklar için bir WeWork gibiydi. Sekiz aylık hamileydim, kızım için güneydoğu Londra’da çeşitli kreşleri geziyordum. O zaman bunun sadece bir kreş olmadığını, Britanya genelinde sessizce yürütülen devasa bir deneyin prototipi olduğunu fark etmemiştim.
Ziyaret ettiğim kreş, özel sermaye tarafından destekleniyordu; artık neredeyse her şeye elini uzatmış olan, gizli ama son derece güçlü bir finans alanı. Özel sermaye fonları ve ilgili varlık yöneticileri su şirketlerinden apartman bloklarına, öğrenci yurtlarından bakım evlerine, çocuk yuvalarından cenaze hizmetlerine kadar pek çok şeye sahip. Bu sektörün devleri, insanların yaşadığı, çalıştığı, yaşlandığı ve sonunda öldüğü alanlara odaklanan, beşikten mezara uzanan bir yatırım modeli mükemmelleştirdi; bu temel hizmetleri ele geçirip kâr için sıkıştırıyorlar.
Hayatın kendisi artık bir piyasa değil; doğrudan bir yatırım portföyü.
Kâr artarken bakım azalıyor
Açık olmak gerekirse, ücretsiz kruvasanlarla bir sorunum yok. Sorunlar, toplumun ayakta kalmasını sağlayan kurumların kaderine fon yöneticilerinin karar vermesiyle ortaya çıkıyor. Özel sermaye destekli kreşler son beş yılda Birleşik Krallık genelinde hızla çoğaldı; bağımsız işletmeleri devralıp devasa zincirler hâline getirdiler.
Dışarıdan bakıldığında çoğu eskisi gibi görünüyor, ancak kârları, kâr amacı gütmeyen kreşlerin elde ettiği fazlanın yedi katına kadar çıkabiliyor, personele %14’e kadar daha az harcama yapıyorlar ve okullara bağlı kreşlere göre çok daha yüksek personel devrine sahipler. Kâr arayışındaki bu aşırı istek, bu tür kreşlerin daha yoksul bölgelerde açılma ihtimalini azaltıyor ve bir anda kapanmalarına yol açabiliyor.
Bu modelde kalite değil, maliyet düşürme kazanır. İnsan ise kaybeder.
Şeffaf olmayan güç
Son dört yılımı özel sermaye üzerine araştırma yaparak geçirdim. Bunun bir ipucu isminde saklı: özel sermaye, özel şirketlerle ilgilenir. Halka açık şirketlerin aksine, faaliyetleri hakkında mümkün olan en az bilgiyi paylaşırlar. Bu da paranın izini sürmeyi zorlaştırır.
“Gün ışığı en iyi dezenfektandır,” demişti Louis Brandeis. Bilgi ortadan kaybolduğunda, denetim de ortadan kaybolur. Özel sermaye, gücü küçük ve son derece zengin bir grubun elinde toplar.
Şeffaflık yoksa, hesap sorulamaz. Hesap sorulamıyorsa, güç denetlenmez.
Borçla büyüyen sistem
Bu sistemin temelinde “kaldıraçlı satın alma” bulunur. Bir şirket, az miktarda öz sermaye ve büyük ölçüde borçla satın alınır. Ardından bu borç, satın alınan şirketin üzerine yüklenir. Eğer işler iyi giderse kazanç yatırımcıya kalır; kötü giderse yük şirketin üzerindedir.
Teoride bu sistem verimlilik yaratır. Pratikte ise kamu hizmetlerinde ciddi sorunlara yol açabilir. Kreşler örneğinde olduğu gibi, sistem hem kırılgan hem de sürdürülemez hâle gelebilir.
Risk yukarıda alınır, bedel aşağıya ödetilir.
Kapitalizmin yeni aşaması
Son 80 yıl boyunca kapitalizmin meşruiyeti büyüme vaadine dayanıyordu. Ancak eşitsizlik arttıkça sistem sıfır toplamlı bir oyuna dönüşüyor: birinin kazanması için diğerinin kaybetmesi gerekiyor.
Bu bağlamda temel hizmetlerin satın alınması mantıklı hâle geliyor. İnsanlar diğer harcamaları kısabilir ama suya, barınmaya ve bakıma her zaman ihtiyaç duyar. Özel sermayenin kamusal alanı ele geçirmesi daha derin bir gerçeği gösteriyor: Kapitalizm artık büyümeden de var olabilir.
Yeni formül basit:
Hayatı satın al, borçla yükle, bedelini topluma ödet.
Kaynak
The Guardian
Yazar
Hettie O’Brien
Çeviri
Medya Pusula