Buket Uzuner’in deneme türündeki yeni eseri Kız Neşesi, son zamanlarda sosyal medyada sıkça karşılaştığımız bu ifadenin kökenine ışık tutan, düşünsel derinliği yüksek bir metin olarak okurla buluşur. “Kız neşesi” kavramının ilk kez yazar tarafından kullanıldığını bu kitap aracılığıyla öğrenirken, aynı zamanda bu ifadenin ardındaki tarihsel, kültürel ve duygusal katmanlara da tanıklık ederiz.
Daha ilk sayfada Lilith ve Havva’dan bugüne uzanan bir ithafla başlayan eser, kadınlık tarihine güçlü bir selam gönderir. Bu başlangıç, kitabın yalnızca bir deneme değil, aynı zamanda kadınların yüzyıllardır taşıdığı hikâyelerin yankısı olacağının da habercisidir.
Buket Uzuner, kitabında bütünüyle erkek ideali üzerine kurulmuş bir düzende, erkeklerin çağlar boyunca kadınların tükenmeyen coşkusunu, hayat kurtaran neşesini ve bu enerjiden doğan içsel gücünü neden bastırmaya çalıştığını sorgular. Bu sorgulama, yalnızca bireysel bir eleştiri değil; kökleri tarihe, kültüre ve toplumsal kabullere uzanan derin bir hesaplaşmadır.
Yazar, kadın neşesinin ve direncinin tesadüf değil, aksine dönüştürücü bir güç olduğuna işaret ederken; bu gücün fiziksel ve psikolojik yollarla bastırılma çabasını, egemen düzenin sürekliliğini koruma refleksi olarak ele alır. Böylece metin, okuru rahatsız eden ama düşündüren bir gerçekle yüzleştirir: Kadının neşesi bile, bu düzende kontrol edilmek istenen bir varoluş biçimidir.
Buket Uzuner bu kitapta özellikle dikkat çeken kavramlardan biri olan “kadın şeysi” üzerinden, kadınlara ait olanın nasıl sistematik biçimde küçümsendiğini ve değersizleştirildiğini çarpıcı bir dille ortaya koyar. Kadınların çocukluklarından yaşamlarının sonuna dek ilgi duydukları, merak ettikleri, sevdikleri ve onları mutlu eden her şeyin “önemsiz” sayılması, aslında daha büyük bir zihniyetin yansımasıdır.
Yazar, insanlık anlatısının büyük ölçüde erkekler tarafından kurulduğunu ve yazıldığını; bu yüzden de tarihin, dilin ve bilginin içinde kadınların adının ya hiç geçmediğini ya da silikleştirildiğini vurgular. Bu eksiklik tesadüf değil, bilinçli bir yok saymanın sonucudur.
Buket Uzuner’e göre ise tabiat, tüm bu baskılara, şiddete ve görmezden gelinmeye rağmen kadına “kız neşesi”ni bahşetmiştir. Bu neşe, basit bir sevinç hali değil; hayatta kalmanın, direnmenin ve yeniden ayağa kalkmanın içsel gücüdür. Kadının varoluşuna kök salmış bu enerji, onu bastırmaya çalışan her şeye rağmen varlığını sürdürür.
Yazımı Buket Uzuner'in sözleriyle bitirmek isterim:
“Sevgili kadınlar, kız neşesi adlı bu yaşam enerjinizi babalarınızın, Kocalarınızın, ağabeylerinizin, hatta oğullarınızın bile öldürmesine sakın İZİN vermeyin. O sizin yaşam garantinizdir, hayatınıza herkes gelir ve gider ama o enerji, o güç sizde kaldığı sürece hayatta kalırsınız. “