ABD’ye ait bir savaş uçağının İran toprakları üzerinde düşmesi ve mürettebattan birinin hâlâ bulunamaması, kayıp personelin İran tarafından ele geçirilerek Washington’a karşı bir koz olarak kullanılabileceği yönünde endişelere yol açtı.
Kayıp hava personeli için yürütülen kurtarma operasyonu Cumartesi günü ikinci gününe girerken, İranlı üç yetkilinin isimlerinin gizli tutulması şartıyla verdiği bilgilere göre hem ABD güçleri hem de İran ordusu mürettebatı bulmak amacıyla geniş çaplı arama faaliyetleri yürütüyor.
İran’ın söz konusu hava personelini ele geçirme ihtimaline işaret eden bir diğer gelişmede, İran devlet televizyonunda görev yapan bir sunucu, Cuma günü yaptığı canlı yayında bölge halkına “düşmanın pilotunu ya da pilotlarını” yakalayıp güvenlik güçlerine teslim etmeleri çağrısında bulundu. Açıklamada, teslim edilen kişiler için ödül verileceği de duyuruldu.
Olası bir yakalama durumu, ABD ile İran arasında yaklaşık yarım yüzyıla yaklaşan gergin ilişkilerin başlangıcı olarak görülen 1979 İran rehine krizini yeniden gündeme taşıdı. O dönemde Tahran’daki ABD Büyükelçiliği’nin basılmasıyla 52 Amerikalı 444 gün boyunca rehin tutulmuştu. Bu kriz, İran’ın sonraki yıllarda rakiplerine karşı rehine alma ve pazarlık aracı olarak kullanma yönteminin bir örneği olarak değerlendiriliyor.
1979’dan bu yana İran yönetimi, zaman zaman yabancı vatandaşları gözaltına alarak uzun süre tutmuş ve bazı durumlarda serbest bırakmaları karşılığında siyasi veya diplomatik tavizler elde etmeye çalışmıştır. Bu süreçte rehine alma, hem propaganda hem de pazarlık gücü oluşturma aracı olarak öne çıkmıştır.
Söz konusu kriz, ABD’de dönemin başkanı Jimmy Carter’ın yönetimiyle özdeşleşmiş ve başarısızlık sembollerinden biri olarak yorumlanmıştır. Donald Trump da geçmişte Carter’ın rehine krizine yaklaşımını eleştirerek sert ifadeler kullanmıştı.
Uluslararası ve Güvenlik İşleri Enstitüsü’nde İran güvenliği üzerine çalışan uzman Hamidreza Azizi, İran’ın kayıp hava personelini ele geçirmesi durumunda iki farklı senaryo izleyebileceğini belirtiyor. Buna göre İran, durumu gizli tutarak ABD ile perde arkasında pazarlık yürütebilir veya kamuoyuna açık şekilde propaganda amacıyla kullanabilir.
Azizi, ikinci seçeneğin daha olası olduğunu belirterek, İran’ın böyle bir durumda hem iç kamuoyuna hem de uluslararası alana bir “zafer” mesajı vermek isteyebileceğini ifade etti.
Arab Gulf States Institute’ten Ali Alfoneh ise İran’ın geçmişte benzer olaylarda rehine alma ve psikolojik baskı yöntemlerini kullandığını hatırlattı. 2007 yılında İngiliz denizcilerin gözaltına alınması örneğini veren Alfoneh, bu kişilerin daha sonra serbest bırakıldığını ancak olayın İran tarafından diplomatik ve propaganda amaçlı kullanıldığını belirtti.
Kayıp mürettebatın güvenli şekilde kurtarılması durumunda bile bu olay, düşman bir ülke hava sahasında yürütülen operasyonların ne kadar riskli olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor. Arama kurtarma faaliyetleri sırasında görev yapan ABD birliklerinin de hedef alınma riski bulunuyor.
Operasyon sırasında bir ABD Black Hawk helikopterinin yerden açılan ateşle vurulduğu ancak güvenli şekilde bölgeden uzaklaştığı bildirildi. Ayrıca Basra Körfezi bölgesinde bir A-10 Warthog uçağının düştüğü, pilotun ise kurtarıldığı aktarıldı.
İranlı yetkililer ve hükümete yakın isimler ise konuya ilişkin şu ana kadar sınırlı açıklama yaptı. İran parlamentosu başkanı Muhammed Bakıer Galibaf, sosyal medya paylaşımında ABD ile alay eden ifadeler kullandı ve operasyonun seyrine dikkat çekti.
Kaynak: gazete oksijen