Gazze’deki katliamı belgeleyen İsrailli yönetmenlere “vatana ihanet” suçlaması

Venedik Film Festivali’nde Jüri Özel Ödülü kazanan NAZA belgeseli, İsrail’in Gazze’de kullandığı yapay zekâ destekli hedefleme sistemlerine ve sivillerin kitlesel biçimde öldürülmesini mümkün kılan savaş mekanizmalarına ışık tuttu. Belgeselin İsrailli yönetmenleri Yuval Abraham ve Rachel Szor ise hükümetin hedefi haline geldi.

KÜLTÜR - SANAT - 14-09-2026 11:00

Gazze’de on binlerce sivilin yaşamını yitirdiği İsrail saldırılarında kullanılan hedefleme yöntemlerini konu alan NAZA belgeseli, İsrail’de yeni bir siyasi baskı tartışmasını da beraberinde getirdi.

Venedik Film Festivali’nde Jüri Özel Ödülü’ne layık görülen filmin İsrailli yönetmenleri Yuval Abraham ve Rachel Szor, Gazze’deki savaşın yürütülme biçimini ortaya koydukları gerekçesiyle İsrailli yetkililerin hedefi oldu.

İsrail Kültür Bakanı Miki Zohar, iki yönetmeni doğrudan “devlete ihanet” ile suçladı. Zohar, Abraham ve Szor’un İsrail vatandaşlıklarının iptal edilmesi için harekete geçeceğini açıkladı.

Bakanın açıklaması, Gazze’de sivillerin öldürülmesine ilişkin iddiaları araştıran ve kamuoyuna taşıyan İsrailli sinemacılara yönelik siyasi baskının boyutunu gözler önüne serdi.

“500 sivilin öldürülmesi onaylandı”

Belgeselin adı, İsrail istihbaratının Gazze’ye yönelik hava saldırılarında beklenen sivil ölümlerini ifade etmek için kullandığı “NAZA” kısaltmasından geliyor.

Yaklaşık 80 dakikalık belgesel için İsrail ordusu ve istihbarat teşkilatlarından 24 muhbirle görüşüldü. Filmde yer alan tanıklıklar, İsrail’in Gazze’deki hedefleme süreçlerinde yapay zekâ destekli sistemlerin nasıl kullanıldığına ilişkin çarpıcı iddialar içeriyor.

Tanıklardan biri, tek bir Hamas üyesinin öldürülmesi amacıyla 500 “NAZA”, yani 500 sivilin ölümüne izin verildiğini öne sürdü.

Bu iddia, Gazze’deki saldırıların yalnızca askeri hedeflerle sınırlı olmadığına ilişkin tartışmaları yeniden gündeme getirirken, İsrail ordusunun savaş sırasında sivillerin yaşamını nasıl değerlendirdiğine dair ağır soru işaretleri yarattı.

Venedik’te ödül, İsrail’de tehdit

NAZA, Venedik Film Festivali’nde Jüri Özel Ödülü’nü kazanırken festivalde yaklaşık 25 dakika boyunca ayakta alkışlandı.

Ancak filmin uluslararası alanda gördüğü ilgi, İsrail hükümeti tarafından farklı karşılandı.

Kültür Bakanı Miki Zohar, yönetmenleri “dünyanın dört bir yanındaki antisemitlerden alkış almak uğruna” İsrail’e zarar vermekle suçladı. Zohar, vatandaşlıklarının iptal edilmesi için “derhal harekete geçeceğini” açıkladı.

Aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir de yönetmenleri hedef gösterdi. Ben-Gvir, iki sinemacıyı İsrail halkı açısından “utanç” olarak niteleyerek ülkeden gitmelerini istedi ve onları Hamas’la dayanışmakla suçladı.

Böylece Gazze’deki savaşın yürütülme biçimine ilişkin tanıklıkları sinema yoluyla kamuoyuna taşıyan iki İsrailli yönetmen, hükümetin siyasi hedef tahtasına oturtuldu.

Aynı yönetmenler Oscar kazanmıştı

Yuval Abraham ve Rachel Szor, yalnızca NAZA ile değil, İsrailli yerleşimcilerin işgal altındaki Batı Şeria’da Filistinlilere yönelik şiddetini konu alan No Other Land belgeseliyle de tanınıyor.

İkili, bu filmle 2025 yılında Oscar ödülünün sahibi olmuştu.

NAZA ise İsrail ordusunun Gazze’deki operasyonlarında yapay zekâ destekli hedefleme sistemlerinin rolüne ve bu sistemlerin siviller üzerindeki sonuçlarına odaklanıyor.

Filmin ortaya koyduğu tanıklıklar, teknolojinin savaş alanında kullanımının “sivil kayıpları azaltmak” söylemiyle sınırlı olmadığını; tersine, kitlesel ölüm kararlarının daha hızlı ve sistematik biçimde alınmasını mümkün kıldığı yönündeki tartışmaları büyütüyor.

İsrail ordusundan inkâr

İsrail ordusu ise belgeselde ortaya konulan suçlamaları reddetti.

Ordu, filmde kimlikleri açıklanmayan tanıklara başvurulmasını eleştirerek söz konusu kişilerin kimliklerinin doğrulanamayacağını savundu.

Ancak tartışmanın merkezinde yalnızca belgeseldeki anonim tanıklıklar bulunmuyor. İsrail hükümetinin, Gazze’deki savaş politikalarını eleştiren kendi yurttaşlarını “ihanet” suçlamasıyla hedef alması ve vatandaşlıktan çıkarma tehdidinde bulunması da ayrı bir siyasi tartışma konusu haline geliyor.

Gazze’de yaşananların belgelenmesini “vatana ihanet” olarak yaftalayan yaklaşım, savaşın gerçeklerini görünür kılmaya çalışan gazeteciler, sanatçılar ve tanıklar üzerindeki baskının da yeni bir örneği olarak değerlendiriliyor.

Kaynak:Yakın Doğu Haber

Günün Diğer Haberleri