Foreign Affairs: “ABD Ortadoğu’daki askeri angajmanını sonlandırmalı”

İran savaşı sonrası ABD’nin Ortadoğu politikasını mercek altına alan Foreign Affairs analizi, Washington’un onlarca yıldır sürdürdüğü askeri merkezli stratejinin bölgeye istikrar değil çatışma, yıkım ve güvensizlik getirdiğini savundu. Analizde, ABD’nin askeri varlığını azaltarak diplomasi ve bölgesel işbirliğine dayalı yeni bir yaklaşım benimsemesi gerektiği vurgulandı.

DÜNYA - 07-08-2026 15:55

İran savaşı “dönüm noktası” olabilir

Foreign Affairs dergisinde yayımlanan değerlendirmede, ABD’nin İran’a karşı yürüttüğü son savaşın Washington’un Ortadoğu politikasındaki başarısızlıkları yeniden görünür hale getirdiği belirtildi. Analize göre ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları uluslararası hukuk tartışmalarını derinleştirirken, bölgedeki gerilimleri daha da artırdı.

Yazıda, Washington’un uzun yıllardır sürdürdüğü askeri üsler ve kalıcı askeri varlık stratejisinin beklenenin aksine istikrar üretmediği, ABD’yi bölgesel krizlerin doğrudan taraflarından biri haline getirdiği ifade edildi.

Körfez Savaşı’yla başlayan süreç

Analizde, ABD’nin Ortadoğu’daki geniş askeri ağının 1990-91 Körfez Savaşı sonrasında kalıcı hale geldiği hatırlatıldı. Başlangıçta geçici olarak planlanan askeri konuşlanmaların zamanla bölgesel güvenlik mimarisinin temel unsurlarından biri haline geldiği kaydedildi.

Bugün Irak, Suudi Arabistan, Katar, Bahreyn, Kuveyt, Ürdün ve Birleşik Arap Emirlikleri’nde on binlerce Amerikan askerinin bulunduğuna dikkat çekilen yazıda, enerji güvenliği, İran’ın çevrelenmesi ve İsrail’in korunması gibi gerekçelerle sürdürülen bu politikanın yeni çatışmaları tetiklediği öne sürüldü.

Trilyonlarca dolarlık maliyet

Değerlendirmede, 11 Eylül sonrasında Afganistan ve Irak başta olmak üzere yürütülen savaşların ağır bilançosuna da yer verildi. Brown Üniversitesi verilerine atıfla, ABD’nin savaşlar için yaklaşık 8 trilyon dolar harcadığı, milyonlarca askerin görev yaptığı ve binlerce Amerikan askerinin yaşamını yitirdiği belirtildi.

Ancak en ağır bedelin bölge halkları tarafından ödendiği vurgulandı. Yüz binlerce insanın yaşamını yitirdiği, milyonlarca kişinin yerinden edildiği ve devlet yapılarının çökmesiyle birlikte uzun süreli insani krizlerin ortaya çıktığı ifade edildi.

İsrail ve otoriter rejimlerle ilişkiler eleştirildi

Analizde ABD’nin Ortadoğu politikasının yalnızca doğrudan askeri müdahalelerden ibaret olmadığı, aynı zamanda bölgedeki otoriter yönetimlerle kurulan güvenlik ilişkileri üzerinden de şekillendiği belirtildi.

Mısır, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri ile geliştirilen askeri işbirliklerinin bölgesel tepkileri artırdığı savunulurken, Washington’un İsrail’e verdiği desteğin zamanla “koşulsuz güvenlik garantisine” dönüştüğü ifade edildi. Bu yaklaşımın Filistin meselesinde çözümü zorlaştırdığı ve bölgesel gerilimleri derinleştirdiği öne sürüldü.

“Kısmi çekilme çözüm değil”

Yazar, İran’la kalıcı bir ateşkes sağlanmasının ardından ABD askerlerinin Ortadoğu’dan çekilmeye başlaması gerektiğini savunurken, yalnızca üslerin küçültülmesi veya asker sayısının azaltılmasının yeterli olmayacağını belirtti.

İran’ın son savaş sırasında çok sayıda ABD tesisini hedef aldığına işaret edilen değerlendirmede, daha küçük bir askeri varlığın da benzer riskleri ortadan kaldırmayacağı, Washington’u yeni güvenlik harcamalarına ve müdahalelere sürüklemeye devam edeceği ifade edildi.

Askeri yardımlara insan hakları şartı

Analizde, ABD’nin bölgeyle tüm güvenlik ilişkilerini sonlandırmasının gerekmediği, ancak askeri yardımların ve silah satışlarının uluslararası hukuk ile insan hakları kriterlerine bağlanması gerektiği vurgulandı.

Özellikle İsrail ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkelere verilen desteğin insan hakları standartlarıyla ilişkilendirilmesi gerektiği belirtilirken, Washington’un diplomatik ve insani girişimlere daha fazla ağırlık vermesinin bölgesel istikrara katkı sağlayacağı savunuldu.

“Bölgesel güvenlik ABD olmadan da mümkün”

Yazıda, ABD’nin bölgeden çekilmesi halinde ortaya çıkacağı öne sürülen güvenlik boşluğu tezine de karşı çıkıldı. Körfez ülkeleri ile İran’ın enerji güvenliğinde ortak çıkarlara sahip olduğu belirtilirken, uzun vadeli istikrarın dış güçlerin askeri varlığından çok bölgesel diplomasi ve yeni güvenlik mekanizmalarına dayanması gerektiği ifade edildi.

Kamuoyunda savaş yorgunluğu

Analiz, Amerikan kamuoyunda da uzun süredir devam eden savaşlara yönelik desteğin gerilediğine dikkat çekti. Araştırmalara göre ABD halkının büyük çoğunluğu ülkenin yeni savaşlardan uzak durmasını isterken, özellikle genç seçmenler arasında İran savaşına yönelik muhalefetin belirgin şekilde yükseldiği belirtildi.

“Artık ayrılma zamanı”

Foreign Affairs’teki değerlendirme, ABD’nin küresel ölçekte etkili bir aktör olmaya devam edebileceğini ancak Ortadoğu’daki mevcut askeri modelin Washington’un çıkarlarına hizmet etmediğini savunarak son buldu.

Yazara göre onlarca yıldır süren askeri angajmanlar hem bölge halklarına hem de Amerikan toplumuna ağır maliyetler yükledi. Çözüm ise yeni askeri müdahalelerde değil; diplomasi, bölgesel işbirliği ve uluslararası hukuka dayalı bir dış politika yaklaşımında yatıyor.

Kaynak:Yakın Doğu Haber

Günün Diğer Haberleri