EŞİK’ten Taliban’ın normalleştirilmesine karşı küresel dayanışma çağrısı

EŞitlik İçin Kadın Platformu’nun Afganistanlı kadın hakları savunucularıyla düzenlediği uluslararası toplantıda, Taliban yönetiminin kadınlara ve kız çocuklarına yönelik sistematik baskıları ele alındı. Toplantıda, toplumsal cinsiyete dayalı zulmün insanlığa karşı suç olarak tanınması ve Taliban’a diplomatik meşruiyet kazandırılmaması çağrısı yapıldı.

KADIN - 22-07-2026 00:48

Eşitlik İçin Kadın Platformu (EŞİK), 15 Temmuz 2026 tarihinde düzenlediği uluslararası çevrimiçi toplantıda, Taliban’ın Afganistan’da kadınlara ve kız çocuklarına dayattığı toplumsal cinsiyet temelli ayrımcılık rejimini ve Afganistanlı Kadınlar için Halk Mahkemesi deneyimini ele aldı.

Afganistanlı insan hakları savunucusu Shaharzad Akbar ile anayasa hukukçusu Ghizaal Haress’in ana konuşmacı olarak katıldığı toplantıda, Taliban yönetiminin uluslararası alanda normalleştirilmesine karşı yürütülecek mücadele ve küresel feminist dayanışmanın güçlendirilmesi konuşuldu.

Toplantıda, ABD’nin 20 yıllık işgalin ardından Afganistan’dan çekildiği ve Taliban’ın yeniden iktidara geldiği 15 Ağustos 2021 sonrasında EŞİK tarafından yapılan, “Taliban’ı tanımıyoruz, Taliban’ı tanıyanı da tanımıyoruz” çağrısı da hatırlatıldı.

Altıok: Talibanlaşmaya karşı mücadele hayati önemde

Toplantının kolaylaştırıcılığını üstlenen sosyolog ve EŞİK gönüllüsü Özlem Altıok, Afganistan’da kadınların ve kız çocuklarının karşı karşıya bırakıldığı koşulların dünyadaki en ağır kadın hakları krizlerinden biri olduğunu belirtti.

EŞİK’in Taliban’ın yeniden iktidara gelmesinin hemen ardından, 18 Ağustos 2021’de yayımladığı açıklamayla rejime karşı açık bir tutum aldığını hatırlatan Altıok, platformun o tarihten bu yana Afganistanlı kadınlarla dayanışmayı kesintisiz sürdürdüğünü ifade etti.

Altıok; uluslararası dayanışma toplantıları düzenlediklerini, kampanyalar yürüttüklerini ve Birleşmiş Milletler nezdinde girişimlerde bulunduklarını belirtti. Afganistan’daki rejimin kadınları toplumsal yaşamdan dışlayan ve ayrımcılığı kurumsallaştıran bir “toplumsal cinsiyet apartheidı” olarak tanınması gerektiğini vurguladı.

Taliban’ın sürdürdüğü hak ihlallerinin yalnızca Afganistan’la sınırlı kalmadığına dikkat çeken Altıok, bu politikaların Türkiye dahil birçok ülkede kadınların ve kız çocuklarının eğitim ve çalışma hakkı gibi temel kazanımlarının tartışmaya açılmasını da beslediğini söyledi. Altıok, Taliban rejimine ve toplumların talibanlaştırılmasına karşı mücadelenin hayati önem taşıdığını kaydetti.

Akbar: Taliban rejimi normalleştirilmemeli

Afgan insan hakları kuruluşu Rawadari’nin Direktörü Shaharzad Akbar, Taliban’ın kadınlara ve kız çocuklarına yönelik sistematik baskısının uluslararası toplum tarafından sıradanlaştırılmasının kabul edilemez olduğunu söyledi.

Kadınları kamusal yaşamdan silmeyi hedefleyen uygulamaların birbirinden kopuk hak ihlalleri olarak değerlendirilemeyeceğini belirten Akbar, bunların bütünlüklü ve sistematik bir baskı rejimi oluşturduğunu ifade etti. Akbar, hiçbir devletin Taliban yönetimine meşru bir hükümet gibi yaklaşmaması gerektiğini vurguladı.

Akbar, 8-10 Ekim 2025 tarihlerinde Madrid’de gerçekleştirilen Afganistanlı Kadınlar için Halk Mahkemesi’nin, Taliban yönetimi altında ağır hak ihlallerine uğrayan kadınların ve kız çocuklarının sesini merkeze almak amacıyla kurulduğunu anlattı.

Resmî adalet mekanizmalarının harekete geçmesini beklemek yerine Afgan kadınlarının adalet ve hesap verebilirlik talebini görünür kılmayı amaçladıklarını belirten Akbar; işkence, keyfî gözaltı, zorla kaybetme ile eğitim ve çalışma haklarının gasbedilmesi gibi ihlallere ilişkin tanıklıkların doğrudan kadınlar tarafından aktarılmasının mahkemenin temel ilkelerinden biri olduğunu söyledi.

Halk Mahkemesi’nin aynı zamanda Taliban’ın uluslararası alanda normalleştirilmesine yönelik güçlü bir itiraz olduğunu vurgulayan Akbar, Türkiye dahil birçok hükümetin “pragmatik angajman” adı altında Taliban’la ilişkilerini olağanlaştırmasının Afgan kadınlarının yaşadığı hak ihlallerini görünmezleştirdiğini ifade etti.

Akbar, kadınlara yönelik sistematik ayrımcılık nedeniyle uluslararası hukuk mekanizmalarını harekete geçiren Hollanda ve Almanya’nın, daha sonra Brüksel’de Taliban temsilcilerini ağırlayan 15 Avrupa ülkesi arasında yer almasını bu çelişkinin örneklerinden biri olarak gösterdi. Kadın hakları konusunda açıklanan ilkeler ile diplomatik uygulamalar arasındaki tutarsızlığın kabul edilemez olduğunu söyledi.

“Taliban insanlığa karşı suç işliyor”

Afganistanlı Kadınlar için Halk Mahkemesi’nde yargıç olarak görev yapan anayasa hukukçusu Ghizaal Haress, mahkemenin kararlarının hukuken bağlayıcı olmadığını ancak uluslararası hukuk kuralları, hayatta kalanların tanıklıkları, Birleşmiş Milletler belgeleri ve sivil toplum raporları temelinde kapsamlı bir kayıt oluşturduğunu belirtti.

Haress’in aktardığına göre mahkeme, Taliban’ın 2021’den bu yana eğitim, istihdam, seyahat, kamusal alana katılım ve kıyafet gibi alanlarda uyguladığı yasakların birbirinden bağımsız olmadığı sonucuna vardı. Bu yasakların koordineli, kasıtlı ve sistematik bir devlet politikası olduğu; Roma Statüsü’nün 7. maddesi kapsamında toplumsal cinsiyete dayalı zulüm ve insanlığa karşı suç niteliği taşıdığı değerlendirildi.

Taliban’ın uygulamalarını İslam hukuku veya Afgan kültürüyle meşrulaştırma girişiminin mahkeme tarafından kanıtlara dayanılarak reddedildiğini belirten Haress, rejimin cinsiyet ayrımcılığına dayalı yapısının Güney Afrika’daki apartheid sistemiyle benzerlik taşıdığını söyledi.

Uluslararası hukukta apartheid suçunun yalnızca ırksal temelde tanımlanmasının önemli bir boşluk yarattığını ifade eden Haress, mahkemenin Birleşmiş Milletler ile üye devletlere toplumsal cinsiyete dayalı apartheidı da insanlığa karşı suç kapsamına alma çağrısında bulunduğunu aktardı.

Haress ayrıca Uluslararası Ceza Mahkemesinin 2025 yılında Taliban lideri Molla Hibetullah Ahundzade ile Taliban Başyargıcı Abdülhakim Hakkani hakkında kadınlara ve kız çocuklarına yönelik zulüm suçlamasıyla çıkardığı tutuklama kararlarının önemine dikkat çekti. Bununla birlikte kararların uygulanmasının, şüphelilerin UCM’nin yetki alanına giren bir ülkeye gitmesine bağlı olduğunu ve bu nedenle pratikte ciddi güçlüklerle karşılaşıldığını belirtti.

Almanya, Hollanda, Kanada ve Avustralya’nın CEDAW kapsamında başlattığı ve tahkim sürecinin ardından Uluslararası Adalet Divanına taşınabilecek girişime de değinen Haress, sürecin tamamlanması halinde bunun CEDAW temelinde UAD’ye götürülen ilk dava olabileceğini söyledi. Böyle bir davanın bireyleri değil doğrudan Afganistan devletini sorumlu tutarak sistematik reform yönünde baskı oluşturabileceğini ifade etti.

UCM ve UAD süreçlerinin birbirini tamamlayabileceğini belirten Haress, hukuk mekanizmalarını harekete geçiren devletlerin bir yandan da Taliban’la diplomatik temas kurmasının rejime fiilî meşruiyet kazandırdığı uyarısında bulundu.

Zorla ve erken yaşta evlilikler arttı

Toplantıda, henüz 12 yaşındayken babasının borcuna karşılık 65 yaşındaki bir erkekle evlendirilmeye karşı çıktığı için yaklaşık iki yıldır hapiste tutulduğu belirtilen Türkmen kız çocuğu Sıdıka’nın durumu da gündeme getirildi.

Sıdıka’nın yaşadıklarının, Afganistan’da derinleşen yoksullukla birlikte artan zorla ve erken yaşta evliliklerin kız çocukları açısından oluşturduğu ağır tehdidi ortaya koyduğu vurgulandı.

Toplantı, EŞİK’in “Hayatlarımızdan, haklarımızdan, hayallerimizden vazgeçmiyoruz” sözü hatırlatılarak sona erdi. Afganistanlı kadınların yaklaşık beş yıldır en ağır baskı koşulları altında eğitim görmeye, çalışmaya, direnmeye ve haklarını savunmaya devam ettiği belirtildi.

EŞİK, toplumsal cinsiyete dayalı zulmün uluslararası hukukta insanlığa karşı suç olarak tanınması, sorumluların hesap vermesi ve Taliban’ın diplomatik yollarla meşrulaştırılmasının önlenmesi için küresel feminist dayanışmanın büyütülmesi çağrısında bulundu.

Haber Merkezi

Günün Diğer Haberleri