Eğitim hakkı piyasaya teslim edildi: Bir öğrencinin okula başlama maliyeti 81 bin lirayı aştı

Eğitim-İş’in 2026-2027 eğitim-öğretim dönemi için hazırladığı “Okula Başlama Maliyeti Piyasa Araştırması”, kamusal eğitimin aileler açısından ağır bir ekonomik yüke dönüştüğünü ortaya koydu. Ankara’daki fiyatlar üzerinden yapılan araştırmaya göre, servis kullanan bir öğrencinin okula başlama maliyeti 81 bin 524 liraya kadar yükseldi. Asgari ücretlinin geliri daha okulun kapısı açılmadan giderleri karşılayamazken, çocukların eğitim, beslenme ve güvenli ulaşım hakkı ailelerin ödeme gücüne terk edildi.

EĞİTİM - 22-09-2026 15:15

 

Eğitim ve Bilim İşgörenleri Sendikası’nın (Eğitim-İş) hazırladığı 2026-2027 Eğitim-Öğretim Dönemi Okula Başlama Maliyeti Piyasa Araştırması, “parasız eğitim” söylemi ile milyonlarca ailenin yaşadığı gerçeklik arasındaki uçurumu gözler önüne serdi.

Eğitim-İş Ar-Ge Uzmanı Dr. Burcu Doğan tarafından hazırlanan raporda; kırtasiye, yardımcı kaynak, okul kıyafeti, ayakkabı, mont, beslenme ve ulaşım giderleri hesaplandı. Ankara ili esas alınarak yapılan piyasa araştırmasına göre okula başlangıç maliyetleri, geçen eğitim dönemine kıyasla eğitim kademesine göre yüzde 23 ile yüzde 29 arasında arttı.

Rakamlar, eğitimin anayasal bir hak olmaktan çıkarılarak ailelerin gelirine göre erişilebilen bir ayrıcalığa dönüştürüldüğünü gösterdi.

Lise öğrencisinin başlangıç maliyeti 81 bin 524 liraya ulaştı

Eğitim-İş’in araştırmasına göre, 10-15 kilometre mesafede servis kullanmak zorunda kalan bir öğrencinin kırtasiye, giyim ve sezonluk ulaşım giderlerinden oluşan toplam başlangıç maliyeti şöyle hesaplandı:

Kısa mesafeli servis kullananlarda başlangıç maliyeti ilkokul için 64 bin 457, ortaokul için 65 bin 760, lise için ise 68 bin 422 liraya yükseldi.

Toplu taşıma abonmanı kullanılması durumunda dahi dokuz aylık ulaşım, kırtasiye ve giyim giderlerinin toplamı ilkokulda 28 bin 113, ortaokulda 29 bin 416, lisede 32 bin 78 lirayı buldu.

Bu hesaplamalara yıl içinde yeniden alınması gereken kırtasiye ürünleri, ek yardımcı kaynaklar ve ortaya çıkabilecek başka okul giderleri dahil değil. Başka bir ifadeyle açıklanan rakamlar, eğitim için ödenecek nihai faturayı değil, daha okul açılmadan ailelerin önüne konulan en düşük bedeli gösteriyor.

Asgari ücret daha okul başlamadan tükendi

Raporda esas alınan 28 bin 75 liralık asgari ücret, uzun mesafeli servis kullanan bir ilkokul öğrencisinin 77 bin 559 liralık başlangıç maliyetinin yalnızca yaklaşık üçte birini karşılayabiliyor.

Asgari ücretli bir ailenin dönem başındaki açığı ilkokul öğrencisi için 49 bin 484, ortaokul öğrencisi için 50 bin 787, lise öğrencisi için 53 bin 449 liraya ulaşıyor.

Kısa mesafeli servis tercih edildiğinde bile asgari ücretlinin başlangıç açığı 36 bin 382 liradan başlayarak lise düzeyinde 40 bin 347 liraya kadar çıkıyor. En düşük maliyetli seçenek olan toplu taşıma abonmanında dahi asgari ücret, lise öğrencisinin başlangıç giderlerini karşılamaya yetmiyor.

Bu tablo, iktidarın “eğitim ücretsizdir” iddiasını doğrudan boşa düşürüyor. Okul binaları kamuya ait olsa da çantasından kalemine, kitabından kıyafetine, öğününden güvenli ulaşımına kadar eğitimin bütün gerçek maliyeti emekçi ailelerin sırtına yükleniyor.

Bir çocuğun aylık okul gideri 9 bin lirayı geçti

Yoksulluk yalnızca okul açılırken yapılan alışverişle sınırlı kalmıyor. Eğitim-İş’in hesaplamasına göre uzun mesafeli servis kullanan bir ilkokul öğrencisinin aylık beslenme ve ulaşım gideri 8 bin 440 liraya ulaşıyor. Ortaokul ve lise öğrencilerinde bu tutar 9 bin 134 lirayı buluyor.

Kısa mesafeli servis kullananlarda aylık maliyet ilkokul öğrencisi için 6 bin 984, ortaokul ve lise öğrencileri için 7 bin 678 lira olarak hesaplandı. Toplu taşıma abonmanı kullanan bir öğrencinin aylık maliyeti ise beslenmeyle birlikte ilkokulda 2 bin 946, ortaokul ve lisede 3 bin 640 lira oldu.

Uzun mesafeli servis ve bir öğünlük beslenme gideri, asgari ücretin ilkokul öğrencisinde yüzde 30,06’sını; ortaokul ve lise öğrencisinde ise yüzde 32,53’ünü tek başına tüketiyor. Üstelik bu tutarın içinde kira, elektrik, su, doğal gaz, sağlık, giyim ve ailenin diğer mutfak giderleri bulunmuyor.

İktidarın “ücret artışı” diye sunduğu gelir, okul servisinin ve tek öğünlük beslenmenin karşısında eriyor. Aileler, çocuklarının çantasını doldurmak ile evin mutfak sepetini doldurmak arasında bırakılıyor.

Servis ücretleri yüzde 25, abonman yüzde 44 arttı

Eğitim-İş raporuna göre öğrenci servis ücretleri bir yılda ortalama yüzde 25,49 zamlandı. Rehber personel bedeliyle birlikte kısa mesafeli servisin yıllık maliyeti 33 bin 468 liradan 42 bin 194 liraya; uzun mesafeli servisin yıllık maliyeti ise 43 bin 953 liradan 55 bin 296 liraya çıktı.

Öğrenci abonmanının aylık bedeli 450 liradan 650 liraya, dokuz aylık toplam maliyeti ise 3 bin 150 liradan 5 bin 850 liraya yükseldi. Abonmandaki yıllık artış yüzde 44,44’e ulaştı.

Çocuğunu güvenli biçimde okula ulaştırmak isteyen ailelerin karşısına on binlerce liralık fatura çıkarılması, ulaşımın da eğitim hakkının ayrılmaz bir parçası olduğunun iktidar tarafından yok sayıldığını gösteriyor. Güvenli ulaşım artık kamusal bir hizmet değil, yalnızca parası olan ailelerin satın alabildiği bir imkân haline getiriliyor.

Kantin zamları yüzde 41’i buldu

Raporda okul kantinlerindeki fiyat artışları da incelendi. Kantin ürünlerine yapılan zamların ortalaması yüzde 35,35’e ulaşırken bazı ürünlerde artış yüzde 41,18’i buldu.

En düşük seçenekler arasında bulunan tostun fiyatı 70 liradan 95 liraya, ayranın fiyatı 15 liradan 20 liraya çıktı. Simit 20 liradan 25 liraya, börek, açma ve poğaça 25 liradan 35 liraya yükseldi. Üç çeşit tabldot yemeğin fiyatı ise 200 liradan 270 liraya çıktı.

Bir öğrencinin yalnızca tost, ayran ve sudan oluşan en düşük kantin harcamasının aylık bedeli 2 bin 990 liraya ulaştı. İlkokul öğrencileri için hazırlanan temel beslenme çantasının aylık maliyeti ise 2 bin 296 lira olarak hesaplandı.

Bu rakamlar, çocukların dengeli ve sağlıklı beslenmesinden değil, aç kalmamaları için gereken en düşük harcamadan söz ediyor. Kamusal okul yemeği uygulamasını hayata geçirmeyen siyasi iktidar, çocukların beslenme hakkını kantin piyasasının insafına bırakarak sınıfsal eşitsizliği okul sıralarına kadar taşıyor.

Kırtasiye sepeti 10 bin lirayı geçti

Kalem, defter, boya, cetvel, dosya, okul çantası, suluk, beslenme kabı ve yardımcı kaynaklardan oluşan kırtasiye sepetinin maliyeti ilkokulda 6 bin 363, ortaokulda 7 bin 666, lisede ise 10 bin 328 liraya yükseldi.

Kırtasiye harcamaları bir önceki yıla göre yüzde 27 ile yüzde 32 arasında arttı. Araştırmada yardımcı kaynaklar yalnızca birer set üzerinden hesaplanmasına rağmen ortaya çıkan maliyet, milyonlarca aile için erişilemez seviyeye ulaştı.

Öğrenci hiçbir ulaşım aracı kullanmasa bile yalnızca kırtasiye ve giyim gideri ilkokulda 22 bin 566, ortaokulda 23 bin 566, lisede 26 bin 228 lirayı buluyor. Aile yalnızca bir takım üniforma ve kırtasiye alıp mont, bot, spor ayakkabı, eşofman ve yedek kıyafetten vazgeçse dahi ilkokulda 8 bin 863, ortaokulda 10 bin 166, lisede 12 bin 828 lira harcamak zorunda kalıyor.

Emeklinin aylığı bir öğrencinin masrafına yetmiyor

Raporda kullanılan verilere göre en düşük emekli aylığı 23 bin 552 lira seviyesinde kalırken uzun mesafeli servis kullanan bir ilkokul öğrencisinin başlangıç maliyeti bu geliri 54 bin 7 lira aşıyor.

Kısa mesafeli servis seçeneğinde emeklinin gelir açığı en az 40 bin 905 liraya ulaşıyor. Toplu taşıma abonmanı kullanılması halinde bile başlangıç maliyeti en düşük emekli aylığından en az 4 bin 561 lira daha fazla.

Uzun mesafeli servis kullanan bir öğrencinin aylık ulaşım ve beslenme maliyeti, en düşük emekli aylığının yaklaşık yüzde 38’ini götürüyor. Kısa mesafeli serviste oran yüzde 30’a, abonman kullanımında ise yüzde 15’e yaklaşıyor.

Yıllarca çalışmış emeklileri açlık sınırının altında yaşamaya mahkûm eden ekonomik düzen, emekli ailelerin çocuk ve torunlarının eğitim giderlerini karşılamasını da fiilen olanaksızlaştırıyor.

Eğitim hakkı borçlanma mecburiyetine çevrildi

Eğitim-İş’in raporunda atıf yapılan Ağustos 2026 verilerine göre açlık sınırı 38 bin 318, yoksulluk sınırı ise 121 bin 36 liraya ulaştı. Buna karşılık asgari ücret 28 bin 75, en düşük emekli aylığı 23 bin 552, en düşük kamu emekçisi maaşı ise 70 bin 224 lirada kaldı.

Ortaya çıkan tablo, tekil fiyat artışlarından ibaret değil. Bu, kamusal eğitimin bilinçli biçimde tasfiye edilmesinin ve ekonomik krizin faturasının emekçilere kesilmesinin sonucudur. Devletin karşılaması gereken kırtasiye, beslenme ve ulaşım giderleri ailelerin omuzlarına yüklenirken “fırsat eşitliği” söylemi bütünüyle anlamsızlaşıyor.

Bir yanda özel okullara, eğitim şirketlerine ve ticari işletmelere açılan geniş bir pazar; diğer yanda çocuğunun okul çantasını borçla doldurmaya çalışan milyonlarca aile bulunuyor. Geliri yetmeyen aileler kredi kartına, tüketici kredisine ve esnaf borcuna yöneltiliyor. Borçlanma imkânı olmayanların çocukları ise eksik kırtasiye, boş beslenme çantası ve güvensiz ulaşım koşullarıyla baş başa bırakılıyor.

Eğitim-İş’in araştırmasının ortaya koyduğu gerçek açık: Türkiye’de eğitim kâğıt üzerinde parasız, gerçekte ise giderek daha pahalı ve daha eşitsizdir. Çocukların eğitim hakkı piyasanın, ailelerin geleceği borç düzeninin insafına bırakılamaz. Kamusal, bilimsel, laik ve nitelikli eğitim; ücretsiz okul yemeği, ücretsiz ulaşım, kırtasiye ve yardımcı kaynak desteğiyle birlikte eksiksiz biçimde devlet tarafından güvence altına alınmadıkça “eğitimde fırsat eşitliği” söylemi siyasi bir aldatmacadan ibaret kalacaktır.

Haber Merkezi

Günün Diğer Haberleri