Ebu Zuhur saldırısının arkasındaki İsrail hesabı

El-Ahbar yazarı Emir Ali, İsrail’in Suriye’deki Ebu Zuhur askeri havalimanına yönelik saldırısının yalnızca Türkiye’nin olası askeri varlığıyla açıklanamayacağını savundu. Ali’ye göre saldırı, Tel Aviv’in Suriye’deki askeri hareket özgürlüğünü koruma ve ülkedeki güç kullanımını kendi lehine sınırlama stratejisinin parçası.

DÜNYA - 22-08-2026 15:25

El-Ahbar gazetesi yazarı Emir Ali, son makalesinde İsrail’in Suriye’deki Ebu Zuhur askeri havalimanına yönelik saldırısını ve saldırının bölgesel güç dengelerine etkilerini değerlendirdi.

Ali, operasyonun İsrail’in öne sürdüğü “Türk tehdidini” engelleme amacıyla sınırlı olmadığını, Tel Aviv’in Suriye’deki askeri hareket özgürlüğünü koruma ve ülkede ortaya çıkabilecek yeni askeri kapasitelere sınır koyma stratejisinin parçası olduğunu ileri sürdü.

Saldırı öncesi ve sonrasındaki diplomatik ve askeri gelişmelere dikkat çeken Ali, Suriye’deki geçiş yönetimi ile İsrail arasında üst düzey iletişimin sürdüğünü ve Suriye dosyasında ABD’nin belirleyici bir rol oynadığını savundu.

“İsrail askeri hareket özgürlüğünü pekiştiriyor”

Ali’ye göre Taftanaz’ın ardından kuzey Suriye’nin en büyük ikinci askeri üssü olarak nitelendirdiği Ebu Zuhur’un pist ve altyapısının hedef alınması, İsrail’in Suriye sahasındaki askeri üstünlüğünü daha da güçlendirdi.

İsrail’in eski rejimin yıkılmasının ardından Suriye’de kalan askeri kapasiteyi ortadan kaldırarak karada ve havada geniş bir hareket alanı elde ettiğini belirten Ali, Tel Aviv’in bu üstünlüğü başka bir güçle paylaşmak istemediğini savundu.

Yazara göre Ebu Zuhur saldırısı, İsrail’in Suriye’de ortaya çıkabilecek yeni askeri güç merkezlerine yönelik yaklaşımını da ortaya koyuyor.

Şam’ın tepkisi “zayıf” kaldı

Ali, Suriye geçici hükümetinin Dışişleri Bakanı Esad Şeybani’nin İsrail saldırısına yönelik tutumunu da değerlendirdi.

İsrail’in Suriye’nin güney sınırındaki askeri faaliyetleri, Süveyda’daki gelişmelere müdahalesi ve Suriye hava sahasındaki operasyonlarına dikkat çeken Ali, Şam yönetiminin bu gelişmeler karşısında sahada somut bir karşılık veremediğini ileri sürdü.

Yazar, bu durumu Şam’ın başta ABD olmak üzere müttefiklerinden destek arayışı ve mevcut koşullar karşısındaki çaresizliği olarak yorumladı.

Ali ayrıca Axios’ta yer alan açıklamalara atıfla, Şeybani’nin saldırı öncesinde İsrail tarafına bölgede kalıcı bir Türk askeri gücü veya üs kurulmasına yönelik bir plan bulunmadığı yönünde güvence verdiğini aktardı.

Buna rağmen İsrail’in saldırı düzenlediğini belirten Ali, Şam yönetiminin havalimanındaki faaliyetlerin niteliği konusunda Tel Aviv’i önceden bilgilendirdiğini ve tesisin Suriye egemenliğinde kalacağını bildirdiğini savundu.

“Türk askeri varlığı” görüşmenin gündemindeydi

Reuters’ın 14 Ağustos’ta Şeybani ile İsrail Mossad Başkanı Roman Gofman arasında gerçekleştiğini bildirdiği telefon görüşmesine de değinen Ali, Suriye tarafının olası Türk askeri varlığını “eğitim, uzmanlık alışverişi ve askeri işbirliği” çerçevesinde tanımladığını aktardı.

Ali, bu çerçevenin Suudi Arabistan, Ürdün, Katar ve Rusya ile yürütülen askeri işbirliklerine benzer şekilde sunulduğunu belirtti.

Türk basınında yer alan iddialara da makalesinde yer veren Ali, Türkiye gazetesinin güvenlik kaynaklarına dayandırdığı habere göre Ankara’nın saldırıdan kısa süre sonra Ebu Zuhur’a 200’den fazla asker konuşlandırmaya hazırlandığını öne sürdü.

Yazara göre havalimanı, Şam ile Ankara arasındaki anlaşma kapsamında insansız hava araçları ile kara ve hava unsurlarının kullanımı için yeniden düzenleniyordu. Ali, eski rejimin yıkılmasının ardından geçiş yönetiminin binalarda onarım çalışmaları yürüttüğünü, Türkiye’nin ise pistlerin yenilenmesine yönelik kapsamlı bir çalışma gerçekleştirdiğini iddia etti.

Acil durum hattı kullanılmadı iddiası

Middle East Eye’da yer alan bilgilere de değinen Ali, İsrail’in saldırı öncesinde iki ülke arasındaki askeri çatışmaları önlemek amacıyla geçen yıl oluşturulan acil durum hattını kullanmadığını ileri sürdü.

İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun, İsrail açısından tehdit oluşturabilecek bir Türk askeri varlığına izin verilmeyeceğine ilişkin açıklamasını da değerlendiren Ali, bu tutumun Tel Aviv’in Suriye’deki yaklaşımının temel kırmızı çizgilerinden biri olduğunu savundu.

ABD’nin tutumu

Makalesinde Washington’ın tutumunu da ele alan Ali, ABD Başkanı Donald Trump’ın İsrail’in Kanal 12 televizyonuna yaptığı açıklamada saldırıyla ilgili ayrıntılara hakim olduğunu belirtmesine rağmen olay hakkında kapsamlı bir değerlendirme yapmamasına dikkat çekti.

Ali, Trump’ın Suriye ve Irak Özel Temsilcisi Thomas Barrack’ın saldırıyı “gereksiz bir tırmanma” olarak nitelendirmesinin ardından Trump yönetiminden gelen sessizliği, Washington’ın İsrail’in Suriye’deki askeri tutumuna zımni destek verdiği şeklinde yorumladı.

“Mesele yalnızca Türk üssü değil”

Emir Ali, makalesinin sonuç bölümünde Ebu Zuhur krizinin yalnızca Türkiye’nin bölgede askeri üs kurup kurmayacağı tartışması üzerinden okunamayacağını savundu.

Ali’ye göre İsrail, Suriye’de kendi askeri hareket özgürlüğünü sınırlayabilecek her türlü askeri kapasiteye karşı üstünlüğünü korumak istiyor. Bu yaklaşımın yalnızca Türkiye’nin kuzey Suriye’deki askeri varlığı veya Şam üzerindeki siyasi etkisiyle sınırlı olmadığını belirten Ali, İsrail’in aynı zamanda Suriye’nin gelecekte kurabileceği ittifaklar ve geliştirebileceği askeri kapasite üzerinde de sınır oluşturmayı hedeflediğini ileri sürdü.

Ali, İsrail’in Suriye için öngördüğü tabloyu ise şu ifadelerle özetledi:

“İsrail’in sürdürmeye kararlı göründüğü Suriye, sınırlı askeri güce, açık hava sahasına ve kısıtlı güvenlik seçeneklerine sahip bir devlettir.”

 

Kaynak:Yakın Doğu

Günün Diğer Haberleri