Diyanet Vakfı’nda bağış tartışması: Fonlarda zarar iddiasına yalanlama, hesaplarda açıklık beklentisi

Filistin için toplanan bağış ve zekâtların yatırım fonlarında değerlendirildiği, işlemler sonucunda yüzde 48 zarar oluştuğu iddiası Türkiye Diyanet Vakfı’nı tartışmaların odağına taşıdı. Vakıf, mali kaynaklarının değer kaybettiği yönündeki haberleri reddederek tasfiye kapsamındaki fonlarda parasının bulunmadığını açıkladı. Ancak bağışların hangi araçlarda, ne kadar süreyle değerlendirildiğine ilişkin sorular açıklık bekliyor.

GÜNDEM - 18-10-2026 13:27

Türkiye Diyanet Vakfı’nın (TDV), Filistin başta olmak üzere ihtiyaç sahibi bölgeler için yapılan bağışlarla zekât gelirlerini yatırım fonlarına aktardığı iddiası, yardım kaynaklarının yönetimi ve denetimini gündeme getirdi. Sözcü gazetesinde yayımlanan haberde, vakfın fonlardan çıkışı sırasında yüzde 48 oranında zarar ettiği ileri sürüldü. TDV ise kaynaklarının değer kaybettiği iddiasını yalanladı; mali varlıkların faizsiz finans ilkeleri doğrultusunda değerlendirildiğini bildirdi.

Tartışmanın merkezinde, bağışçıların belirli bir amaçla teslim ettiği paraların hangi hesaplarda tutulduğu, yatırım kararlarının kimler tarafından alındığı ve yardımın ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmasına kadar geçen sürenin nasıl yönetildiği bulunuyor.

Bağışların fonlara aktarıldığı öne sürüldü

Sözcü’den Yavuz Alatan’ın haberine göre, Filistin’e yardım amacıyla toplanan kaynaklar yatırım fonlarında değerlendirildi. Haberde, fon krizinin ardından Diyanet İşleri Başkanı Safi Arpaguş’un talimatıyla bu yatırımlardan kısmen çıkıldığı ve çekilen tutarın bir katılım bankasına aktarıldığı ileri sürüldü.

Alatan’ın haberinde, çıkış işleminin yüzde 48 zararla gerçekleştiği, vakfın parasının tamamını çekemediği iddiaları da yer aldı. Haberde aktarılan kurum kaynaklarının ise zarar oluşmadığını, kaynakların başka bir finansal araca yönlendirildiğini savunduğu belirtildi. Bu anlatımlar, işlemlerin mali sonucu konusunda birbirinden farklı değerlendirmeler içeriyor. 

Fon payındaki azalma ile yatırım zararı aynı şey değil

Sözcü’de daha önce yayımlanan bir başka haberde, vakfın elindeki fon payı adedinin ağustos sonundan eylül sonuna kadar yaklaşık yüzde 48,1 azaldığı aktarılmıştı. Ancak elde tutulan pay sayısının azalması, tek başına aynı oranda zarar edildiğini göstermiyor. Payların satılması veya başka bir yatırıma aktarılması da pay adedini düşürebiliyor.

Bu nedenle yüzde 48 zarar iddiasının doğrulanabilmesi için alış ve satış fiyatlarının, işlem tarihlerinin, çekilen tutarın ve kalan varlıkların birlikte incelenmesi gerekiyor. Mevcut haberlerdeki pay azalması verisi, tek başına gerçekleşmiş zarar hesabı olarak değerlendirilemiyor.

Vakıf: Değer kaybı iddiaları gerçeği yansıtmıyor

Türkiye Diyanet Vakfı, konuya ilişkin açıklamasında mali kaynaklarının değer kaybettiği, faizli ürünlere yatırıldığı ve borsada değerlendirildiği yönündeki haberleri reddetti.

Açıklamada, kısa sürede kullanılmayacak nakdi varlıkların mevzuat gereği etkin biçimde değerlendirildiği belirtildi. Vakıf ayrıca tartışmalarda adı geçen portföy yönetim şirketlerinde ve tasfiye kararı alınan ilgili fonlarda herhangi bir mali kaynağının bulunmadığını bildirdi. 

Bu yanıt, zarar ve tasfiye kapsamındaki fonlarda para bulunduğu iddialarına karşı kurumun tutumunu ortaya koyuyor. Bununla birlikte açıklamada, Filistin için toplanan bağışlarla zekâtların ayrı ayrı hangi hesaplarda izlendiğine, geçmişte hangi fonlarda tutulduğuna ve bu işlemlerin mali sonuçlarına ilişkin ayrıntılı bir döküm yer almıyor.

Zekât kararı tartışmayı büyüttü

İddiaların bir başka boyutunu, Din İşleri Yüksek Kurulu’nun 23 Mart 2022 tarihli kararı oluşturuyor. Kurul, zekâtın ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmasından önce aracı hayır kuruluşlarınca getiri sağlamak amacıyla yatırıma yönlendirilmesini uygun bulmuyor.

Kararda, yatırım süresince ihtiyaç sahiplerinin yardımdan mahrum kalabileceği, kaynakların zarar görmesi veya yatırım giderleri nedeniyle hak sahiplerinin payının azalabileceği belirtiliyor. Zekâtın öncelikle hak sahiplerinin ihtiyaçlarını karşılamak üzere teslim edilmesi gerektiği vurgulanıyor. 

Bu çerçevede tartışma yalnızca kullanılan finansal aracın faiz içerip içermediğiyle sınırlı kalmıyor. Zekâtın hak sahibine ulaşmadan önce yatırım amacıyla bekletilip bekletilmediği de ayrıca yanıtlanması gereken bir soru oluşturuyor. Bunun değerlendirilebilmesi için genel bağışlarla zekât kaynaklarının ayrıştırılması ve her birinin kullanım sürecinin açıklanması gerekiyor.

Bağışların akıbeti için ayrıntılı hesap dökümü gerekiyor

Vakfın yalanlamasıyla haberlerdeki iddialar arasındaki farklılığın giderilmesi, işlem ve denetim kayıtlarının açıklanmasına bağlı. Filistin için ne kadar bağış toplandığı, bu tutarın ne kadarının yardıma dönüştürüldüğü, kalan kısmın hangi finansal araçlarda tutulduğu ve herhangi bir kayıp oluşup oluşmadığı ancak bu bilgilerle ortaya konulabilir.

Tasfiye kapsamındaki fonlarda bugün kaynak bulunmadığı açıklaması da tek başına geçmişte bu fonlarda yatırım yapılıp yapılmadığını göstermiyor. Geçmiş işlemlerle mevcut mali durumun ayrı ayrı açıklanması, tartışmanın somut veriler üzerinden yürütülmesini sağlayabilir.

Mevcut bilgilerle yüzde 48 zarar edildiğini kesinleşmiş bir olgu olarak sunmak mümkün değil. Ancak vakfın iddiaları reddetmesi de bağışların yönetimine ilişkin bütün soruları yanıtlamıyor. İhtiyaç sahiplerine ulaştırılması amacıyla toplanan kaynakların tutar, işlem ve teslim tarihleriyle birlikte açıklanması, bağışçıların güveni ve kurumun hesap verebilirliği açısından önem taşıyor.

Haber Merkezi

 

Günün Diğer Haberleri