Deniz Göktaş'tan cezaevindeki ilk ayında mektup: “Moralim yerinde, sağlığım iyi”

Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu'nda tutuklu bulunan komedyen Deniz Göktaş, tutukluluğunun birinci ayında kaleme aldığı mektupta cezaevi koşullarını, dayanışma mesajlarını ve "kuyu tipi" cezaevlerinde yaşanan izolasyonu anlattı. Göktaş, moralinin ve sağlığının iyi olduğunu belirtirken, güneşsizlik ve sosyal izolasyonun ciddi sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekti.

GÜNDEM - 04-08-2026 15:32

Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu'nda tutuklu bulunan komedyen Deniz Göktaş, tutukluluğunun birinci ayında kapsamlı bir mektup yayımladı. Mektubunda hem cezaevindeki yaşamına ilişkin gözlemlerini hem de dışarıda hakkında dolaşan bazı iddialara yönelik açıklamalarını paylaşan Göktaş, moralinin yerinde ve sağlığının iyi olduğunu ifade etti.

Mektubuna, yan hücreden gelen bir şarkı sesiyle başladığını belirten Göktaş, hakkında yayılan bazı haberlerin gerçeği yansıtmadığını söyledi. Tanımadığı bir avukatın kendisi adına "unutmayın" çağrısı yaptığını öne sürdüğünü belirten Göktaş, böyle bir talebinin bulunmadığını vurguladı. Tutuklandığı gün söylediği "neşemizi çalamazlar" sözünün ise ironik bir ifadeyle dile getirildiğini kaydetti.

Cezaevindeki yaşamına da değinen Göktaş, klavye ve bıyık makasını özlediğini, bıyık makası talebine ise yanıt alamadığını aktardı. Ziyaretine gelen Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı Erkan Baş'ın bıyıklarıyla ilgili yaptığı yoruma da esprili bir dille yer verdi.

“Kuyu tipi cezaevleri kalıcı zararlar verebilir”

Karatepe Cezaevi'nin kamuoyunda "kuyu tipi" olarak bilinen yüksek güvenlikli cezaevlerinden biri olduğunu belirten Göktaş, güneş ışığına erişimin sınırlı olması, havalandırma koşulları ve sosyal izolasyonun mahpuslar üzerinde kalıcı fizyolojik ve psikolojik etkiler yaratabileceğini ifade etti.

Sayımlar dışında günlerce insan sesi duymadan kalan mahpuslar bulunduğunu belirten Göktaş, sistemin cezaevlerine ilişkin yaygın algıdan çok daha ağır bir yalnızlık ürettiğini dile getirdi. Kendisinin ise bu sürece "goblin modu" olarak tanımladığı bir uyum yöntemiyle yaklaşmaya çalıştığını belirtti.

Dayanışma mesajları ve mektuplar

Göktaş, cezaevine gönderilen kitaplar ve mektupların kendisine moral verdiğini söyledi. Hücresindeki plastik komodinin çekmecelerinin gelen mektuplarla dolduğunu ifade eden komedyen, kalış süresi uzarsa mektuplara yanıt yazmayı planladığını belirtti.

Düzenli avukat ziyaretlerinin de önemli bir destek sağladığını kaydeden Göktaş, cezaevi kantinine ton balığının eklenmesini sağlayan bir avukatın içeride oldukça popüler olduğunu esprili bir dille anlattı.

Dışarıdaki dayanışma mesajlarına da teşekkür eden Göktaş, özellikle ODTÜ mezuniyet töreninde açılan pankartları gördüğünde duygulandığını ifade etti.

Televizyon notları ve göndermeler

Mektubunda televizyon izleme deneyimlerine de yer veren Göktaş, ilk günlerde çeşitli televizyon kanallarındaki yayınları takip ettiğini belirtti. Bazı programlarda kendisine yönelik eleştiriler yapılırken aynı yayınlarda ABD Başkanı Donald Trump'a övgüler yöneltildiğini söyleyen Göktaş, bu durumu mizahi bir dille eleştirdi.

Mektubunun sonunda cezaevinde okumaya çalıştığı Herman Melville'in Moby Dick romanına da değinen Göktaş, kitabın halen inceleme sürecinde olduğunu belirterek, cezaevi kütüphanesinde Noam Chomsky'nin eserlerinin de bulunduğunu ifade etti.

Deniz X hesabında yayınlanan mektubu Göktaşı'ın mektubu şu şekilde:

"Karatepe Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’ndan selamlar. Size bu satırları hemen yan hücremden gelen “Aşkın mapushanee, içindee ben mahkum” dizeleri eşliğinde yazıyorum. Bir düzeltmeyle başlayayım; tanımadığım ve görüşmediğim bir avukat “Deniz bizi unutmayın dedi ” gibi bir bilgi yaymış. Ne böyle bir duygum var ne de öyle bir talebim oldu. Aksine sürekli beni paylaştığını öğrendiğim arkadaşlarıma şu mesajı yolladım: “Abartma be king, yaz böyle geçmez.” Hazır hayatımın ilk tekzibini yapıp kendimi bir şey sanmışken hız kesmeden ikinciyi de yapayım. Biraz gecikmeli olacak ama tutuklandığımı öğrenince söylediğim “neşemizi çalamazlar” mesajını tırnak içinde olduğunu vurgulayarak söylemiştim. Nöşömözü çolomozlor gibi. Ama adliyeden Twitter’a ulaşana kadar yolda ironik tırnaklar kaybolmuş. Bana bu haberler geç geldiği için özetle şöyle diyebilirim; romantik, arabesk ya da talepkar bir cümle duyarsanız bilin ki doğru değildir. Çünkü ruh halim — olumlu anlamda — üçünden de uzak. Evet, Çorlu’da birinci ayımı doldurdum. Ankara, Çorum, Antalya ve İstanbul’dan sonra en çok vakit geçirdiğim şehir Tekirdağ oldu. Beş Şehir’i tamamladım. Gelirseniz gezdiremem ama şehrimizin en çok ziyaret edilen noktası olan cezaevine çoğu Tekirdağlıdan daha hakimim. En iyi köfteciyi herkes bilir. Moralim yerinde, sağlığım iyi. Bir ay boyunca kötü hissettiğim tek bir an bile olmadı. Tabii ki cezaevi romantize edilebilecek bir yer değil. Bunu herkes bilir. Monopoly’de bile kodese girince sinir krizi geçiren arkadaşlarım oldu. Yine de adettendir, benden de duyun; cezaevine girmeyin mecbur kalmadıkça. Aile, arkadaşlar, iletişim ve seyahat özgürlüğü, gözetlenmediğim bir oda, güneş, sahne, sokakta yürümek gibi mahrumiyetlerin yanında önemini burada anladığım şeyler de oluyor. Klavye ve bıyık makası benim için önemliymiş. Klavyeye hazırlıklıydım ama bıyık makası sürpriz oldu. Berber prosedürünü öğrenene kadar bıyıklar ağzımı kapattı. Kantin listesinde olmamasına rağmen şansımı deneyip “Bıyık makası?” diye dilekçe yazdım; cevap verilmeyen tek dilekçem oldu. Bir filmde dev makası olan bir adam gördüm. Çok özendim. Hayatımda ilk kez canım makas çekti. Neyse ki bıyığım Türkiye’de övgü alabileceği en kritik kişiden övgü aldı; ziyarete gelen Erkan Baş’tan. Özetle cezaevine girmemeye çalışın ama işinizi olması gerektiği gibi yapmanın karşılığı buysa en huzurlu uykular burada uyunuyor. Sonraki gün yapacak işinizin ya da verilmiş sözünüzün olmaması da cabası. Kaldığım cezaevi “Kuyu Tipi” olarak biliniyor. Bu konuda uzmanların, avukatların ve uzun süre tecrübe etmek zorunda kalmış insanların yazdıklarını okumanızı tavsiye ederim. Benim kısa süreli gözlemim; güneşsizlik, havasızlık ve sosyal izolasyonun kalıcı fizyolojik ve psikolojik zararlar vermesi kaçınılmaz. Sayımlar dışında insan sesi duymadan günleri, haftaları geçen mahkumlar var. Cezaevi deyince aklımızda canlanandan çok daha yalnızlaştıran bir sistem. Ben belki kısa süreli olacağını umduğum için dışarıda da bazen yaptığım goblin moduna geçerek şimdilik uyum sağladım. Ama öğlen 7 metrelik duvarları olan avluda yüzüme gelsin diye güneşle köşe kapmaca oynamam gerekiyor. Yolu bir şekilde bu kuyuya düşen güvercin* ve dev çekirgeler duvarları aşamadıkları için benimle beraber kalıyorlar, haklarında CİMER şikayeti olmamasına rağmen. Yalnız hissettirmiyorlar. Gönderdiğiniz kitap kargoları ve şimdiden plastik komodinimin iki çekmecesini dolduran mektuplar hayatımdaki en kalabalık zamanımı yaşamamı sağladı hücrede. Hepsini okudum mektupların, kalışım uzarsa cevap da yazacağım. Yakın arkadaşlarımdan “Niye cevap yazmıyorsun şerefsiz, bu sefer turnede olmadığını hepimiz biliyoruz” tarzı mektuplar gelmeye başladı. WhatsApp’tan kurtuldum, bu sitemden kurtulamadım. Kitap hediyeleri ve mektuplarla memurlara ek mesai çıkardık. Size de, şikayet etmeden hızla yardımcı olan memurlara da teşekkürler. Düzenli ziyarete gelen avukatlar da nefes oluyor. Cezaevinin yıldızları onlar. Ton balığını cezaevi kantinine ekleten avukatla tanıştım, çok heyecanlandım. Burada Oğuzhan Uğur’dan daha popüler. Dışarıya dair haberleri de onlardan alıyorum. Okul arkadaşlarım başta olmak üzere dışarıda destek olan, dayanışma gösteren herkese de çok teşekkürler. Sabah 8 sayımlarında memurlar gelene kadar uyanık kalabilmek için “Bugün kim tutuklandı” temalı programlar izlemeye alışmışken, bir sabah ODTÜ Mezuniyet pankartlarıyla uyandım. Gözlerim doldu ilk kez. İyi ki varsınız. Athena Gökhan’ın törende benle ilgili yaşadığı kafa karşılığına çok güldüm. Sansürcü Punkçı da Türkiye’ye kısmetmiş. Anarchy in THE UK AcunMedya in Turkey Böyle diyorum ama NATO ve Dünya Kupası bittiğinden beri Masterchef izliyorum. Açar açmaz orada da bir Karadenizli kazandı. Bütün ülkeyi kısık ateşte karadenize ettiler. (Deniz içerde şimdi ne şaka malzemesi biriktirmişsindir? Aynen kardeşim ful böyle notlar alıyorum, özür.) Burçin ve Tolğa favorim. İlk hafta ülkeme dair moral tazelemek için Aktroll kanalları izledim; NATO Zirvesi Özel. Programlarda önce bana sövüp ahlak dersi veriyorlardı, sonra Donald Trump övüyorlardı, Türkiye için büyük şansmış varlığına duacılar. Ben de dersimi aldım. “Değerleri aşağılayan komedyen” den, “Değerli dostum”a terfi etmek için eksiklerim: - Epstein ile kanka olmak - Gazze’yi Netanyahu ile birlikte tatil köyü yapma vaadi Bir kelime şakası ve bir didaktik çıkış yaptığıma göre aylık güncellememi sonlandırabilirim. Hala kararlıyım, Moby Dick’i bitireceğim. Geçen öyle yazdım ama elime geçmedi henüz. Diğer kitaplar geldi, Moby Dick hala kontrolde. Cezaevi okuma komisyonu da bitiremiyor, bela bir kitap. Aslında cezaevi kütüphanesi çok iyi, Chomsky bile var. Belki o da Epstein kontenjanından girmiştir. (*) 2 haftadır benimle yaşayan güvercin Leo ile tanıştığımız günün öyküsünü yazdım, Uğur Gürsoy Uykusuz Ağustos sayısında çizdi. Benim yerime de okuyun, buraya Uykusuz sokamıyormuşuz. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler."

 

Haber Merkezi

Günün Diğer Haberleri