Yeryüzü TV'de yayınlanan "NATO Zirvesinin Ardından: Trump Neden Övdü? İran ve Ukrayna'da Köpürtülen Savaş" başlıklı programda Çağlar Tekin'in sorularını yanıtlayan gazeteci Ceyda Karan, NATO Liderler Zirvesi'ni, ABD Başkanı Donald Trump'ın zirveye damga vuran açıklamalarını, Türkiye'nin NATO içindeki konumunu, Avrupa'nın yeniden silahlanmasını, Ukrayna-Rusya savaşını ve İran'a yönelik politikaları kapsamlı biçimde değerlendirdi.
Karan, bir yıl önce gerçekleştirilen NATO Zirvesi ile son zirve arasındaki temel farkın Donald Trump'ın söylemleri olduğunu belirterek, zirvenin uluslararası dengeler açısından sürpriz içermediğini söyledi.
Türkiye'nin zirveye ev sahipliği yapmasının ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Trump tarafından övülmesinin iç politikada "dış meşruiyet" olarak değerlendirilebileceğini ifade eden Karan, bunun NATO'nun genel stratejisini değiştiren bir unsur olmadığını dile getirdi.
"NATO'nun asıl gündemi silahlanma ve üretim kapasitesi"
Karan'a göre zirvenin en önemli sonucu, NATO ülkelerinin savunma harcamalarını artırma ve üretim kapasitesini yeniden inşa etme kararlılığını ilan etmesi oldu.
Batı savunma sanayisinin uzun süredir ciddi mühimmat ve üretim sorunları yaşadığını savunan Karan, Ukrayna savaşının bu eksiklikleri görünür hale getirdiğini belirtti.
"İster savunma sanayi, ister saldırı kapasitesi, ister caydırıcılık deyin; NATO bildirisi aslında Batı'nın üretim krizini açık biçimde ortaya koyuyor" diyen Karan, açıklanan projelerin kısa sürede hayata geçirilmesinin mümkün olmadığını söyledi.
Neoliberal dönemin küresel üretim modeli nedeniyle savunma sanayisinin çok parçalı hale geldiğini belirten Karan, fabrikaların kurulması, tedarik zincirlerinin yeniden oluşturulması ve kritik hammaddelerin temin edilmesinin uzun yıllar alacağını ifade etti.
ABD'nin dahi artan talepleri karşılayacak üretim kapasitesine sahip olmadığını savunan Karan, Patriot hava savunma sistemlerinin üretim sürecini örnek göstererek, bir bataryanın yaklaşık iki yılda tamamlanabildiğini hatırlattı.
"Drone teknolojisi savaşın karakterini değiştiriyor"
Rusya-Ukrayna savaşının insansız hava araçlarının önemini artırdığını söyleyen Karan, savaş teknolojilerinde yeni bir döneme girildiğini ifade etti.
Geleneksel savaş uçaklarının yanında uzaktan kontrol edilen sistemlerin ve uydu destekli operasyonların giderek daha belirleyici hale geldiğini belirten Karan, gelecekte hava üstünlüğü tartışmalarının da bu teknolojiler üzerinden yürütüleceğini dile getirdi.
F-35 tartışmalarının bu nedenle tek başına anlamlı olmadığını savunan Karan, savaş teknolojilerindeki dönüşümün bütüncül biçimde değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
"Türkiye savunma üretiminde öne çıkıyor"
Türkiye'nin 1990'lı yıllardan bu yana savunma teknolojilerine yatırım yaptığını belirten Karan, son yıllarda özellikle insansız hava araçları, elektronik sistemler ve füze teknolojilerinde önemli bir üretim kapasitesi oluşturduğunu söyledi.
Türkiye'nin düşük işçilik maliyetlerinin Batılı savunma şirketleri açısından önemli avantaj oluşturduğunu ifade eden Karan, Avrupa'nın yeni savunma üretim zincirinde Türkiye'ye daha fazla rol vermek isteyebileceğini ancak bunun henüz somutlaşmadığını belirtti.
"Avrupa'nın Türkiye yaklaşımı değişmiş değil"
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın NATO Zirvesi sonrasında Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve Avrupa Konseyi Başkanı Antonio Costa ile yaptığı görüşmeye de değinen Karan, Avrupa Birliği'nin Türkiye politikasında yeni bir yaklaşım görmediğini söyledi.
Görüşme sonrasında yapılan açıklamaların geçmiş yıllardaki söylemlerin tekrarından ibaret olduğunu savunan Karan, Türkiye'nin AB üyeliği, stratejik ortaklık ve Kıbrıs başlıklarının yeniden gündeme getirildiğini ancak somut bir ilerleme mesajı verilmediğini ifade etti.
"Avrupa hızla militarize oluyor"
Almanya başta olmak üzere Avrupa ülkelerinin savunma harcamalarını hızla artırdığını belirten Karan, yaklaşık 800 milyar avroluk savunma yatırımı planları, yeni silah alımları ve bazı sanayi tesislerinin savunma üretimine yönlendirilmesini Avrupa'nın yeniden militarizasyonunun göstergeleri olarak değerlendirdi.
Bu süreçte Türkiye'nin Avrupa güvenlik mimarisine dahil edilmek istendiğini söyleyen Karan, bunun Türkiye açısından dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
"Kurtuluş Savaşı'nın tarihsel hafızasını hatırlattı"
Avrupa'nın hızla yeniden silahlandığını belirten Karan, Türkiye'nin bu güvenlik mimarisine eklemlenmesinin tarihsel açıdan da sorgulanması gerektiğini söyledi.
Almanya'nın savunma harcamalarını artırması, ABD'den yeni silah sistemleri almayı planlaması ve Avrupa Birliği'nin yüz milyarlarca avroluk savunma bütçeleri oluşturmasının kıtada yeni bir militarizasyon sürecine işaret ettiğini savunan Karan, Türkiye'nin bu tablo içerisindeki rolüne ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı:
"Bu topraklarda bağımsızlık ve Kurtuluş Savaşı verildi. O savaş kimlere karşı verildi? Bugün yeniden silahlanan aynı Avrupa ülkelerine karşı. Osmanlı İmparatorluğu'nun yaşadığı sorunların önemli bir bölümü de büyük güçlerin rekabetinden kaynaklandı. Şimdi neden gidip Rusya'yla ya da komşumuz İran'la karşı karşıya gelelim de Avrupa'nın güvenliğini sağlayalım? Avrupa saldırıya uğrayan değil, bugün yeniden silahlanan bir yapı görüntüsü veriyor."
Karan, Almanya'nın yaklaşık 800 milyar avroluk savunma yatırımı planlarını, ABD'den yeni silah sistemleri almasını ve bazı otomotiv fabrikalarının savunma sanayi üretimine yönlendirilmesini örnek göstererek Avrupa'nın 1930'lu yılları hatırlatan bir militarizasyon sürecine girdiğini öne sürdü.
Türkiye'nin Avrupa'nın güvenlik stratejisinin bir parçası haline getirilmek istendiğini savunan Karan, bunun dış politika ve güvenlik açısından tarihsel deneyimler ışığında tartışılması gerektiğini ifade etti.
"S-400 tartışmaları teknikten çok siyasi"
Programda yeniden gündeme gelen S-400 tartışmalarını da değerlendiren Karan, Türkiye'nin bu sistemleri Rusya'ya iade edeceği ya da üçüncü ülkelere devredeceği yönündeki iddiaların gerçekçi görünmediğini söyledi.
Rusya'nın böyle bir pazarlık yürütmesini beklemediğini belirten Karan, Türkiye'nin uzun vadede kendi hava savunma sistemlerini geliştirmesinin daha doğru bir seçenek olacağını dile getirdi.
"Rusya, Türkiye ile dengeyi korumaya çalışıyor"
İzleyicilerden gelen "Türkiye'nin Ukrayna'ya verdiği desteğe rağmen Rusya neden sert tepki göstermiyor?" sorusunu da yanıtlayan Karan, Moskova'nın çok yönlü diplomasi yürüttüğünü ve Türkiye'yi doğrudan karşısına almak istemediğini söyledi.
Rusya'nın Türkiye ile enerji, ticaret ve bölgesel iş birliklerini korumaya önem verdiğini belirten Karan, Ankara'nın da NATO üyeliğine rağmen Rusya ile kurduğu denge siyasetini sürdürmeye çalıştığını ifade etti.
Karan, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın NATO Zirvesi'nde Ukrayna konusunda kullandığı dilin de bu dengeyi yansıttığını belirterek, Ankara'nın savaşın sona erdirilmesi ve arabuluculuk vurgusu yaptığını hatırlattı.
"İran ve Ukrayna üzerinden yeni güvenlik stratejisi kuruluyor"
Karan, ABD'nin İran'a yönelik baskısını artırdığını, Hürmüz Boğazı çevresindeki gelişmelerin ve Ukrayna üzerinden Rusya'ya yönelik baskının NATO'nun yeni güvenlik stratejisinin temel unsurlarından biri haline geldiğini savundu.
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun açıklamalarına işaret eden Karan, Washington yönetiminin Ukrayna üzerinden Rusya üzerindeki askeri baskıyı sürdürmeyi hedeflediğini öne sürdü.
Programda NATO Zirvesi'nin yalnızca Trump'ın açıklamalarıyla değil, Batı'nın savunma sanayisindeki üretim kapasitesi, Avrupa'nın yeniden silahlanması, Türkiye'nin yeni güvenlik mimarisindeki rolü ve İran ile Ukrayna ekseninde şekillenen jeopolitik gelişmeler açısından değerlendirilmesi gerektiğini belirten Karan, önümüzdeki dönemde küresel siyasetin bu başlıklar etrafında şekillenmeye devam edeceğini söyledi.
Programın tamamını izlemek için tıklayın
Haber Merkezi