Çerçeve yasa Yeryüzü TV’de tartışıldı
Yeryüzü TV’de Çağlar Tekin’in hazırlayıp sunduğu programda, Türkiye’nin gündemindeki çerçeve yasa gazeteci-yazar Orhan Gökdemir ile ele alındı. Programda, Meclis’te geniş bir oy desteğiyle kabul edilen düzenlemenin ne getirdiği, “barış” ve “çözüm” iddialarının yasayla karşılık bulup bulamayacağı, muhalefetin ve sosyalist milletvekillerinin tutumu ile sürecin Türkiye’nin iç ve dış politikasındaki etkileri tartışıldı.
Programın merkezindeki sorulardan biri, yasanın gerçekten Kürt sorununu çözmeye yönelik kapsamlı bir düzenleme olup olmadığıydı. Gökdemir, düzenlemenin kapsamına bakıldığında bunun daha çok PKK’nin silah bırakmasına ilişkin hukuki bir çerçeve oluşturduğunu savundu. Kürt sorununun siyasi, ekonomik, kültürel ve anayasal boyutlarının ise yasanın dışında kaldığını belirtti.
Gökdemir, bu nedenle “PKK bu yasayla mı son buldu, asırlardır süren Kürt isyanları bu düzenlemeyle mi sona erdi?” sorularının sorulması gerektiğini söyledi.
“Af ile sorun çözülmez”
Gökdemir, düzenlemenin belirli koşullara bağlı bir af mekanizması içerdiğini savunarak, bir çatışmanın sona erdirilmesinin yalnızca silah bırakma veya bazı hükümlülerin hukuki durumlarının değiştirilmesiyle mümkün olmayacağını dile getirdi.
Geçmişteki çözüm girişimlerini hatırlatan Gökdemir, benzer süreçlerin daha önce de başladığını ancak çeşitli gelişmelerin ardından sona erdiğini belirtti. Kalıcı bir çözüm için toplumun sürece dahil edilmesi gerektiğini vurgulayan Gökdemir, “barış” tartışmasının yalnızca siyasi aktörler arasındaki görüşmelere indirgenmesine karşı çıktı.
Gökdemir ayrıca yasanın hazırlanma biçiminin de tartışılması gerektiğini belirterek, Meclis’in yasama işlevinin zayıflatıldığını ve kamuoyunun sürecin gerçek içeriğinden yeterince haberdar edilmediğini savundu.
Muhalefetin “evet” tutumu tartışıldı
Programda Meclis’te yasaya destek veren muhalefet ve sosyalist milletvekillerinin tutumu da ele alındı.
Gökdemir, bazı muhalefet milletvekillerinin yasa hakkında ciddi eleştiriler dile getirdikten sonra yine de destek vermelerini eleştirdi. Yasaya yönelik itirazların, verilen “evet” oyuyla çeliştiğini savunan Gökdemir, muhalefetin iktidarın oluşturduğu siyasal zemine dahil olduğunu ileri sürdü.
Programda YENİ Parti’nin stratejisi, DEM Parti’nin süreçteki konumu ve sosyalist milletvekillerinin tutumu da değerlendirildi. Gökdemir, sürecin ilerleyen aşamalarında DEM Parti’nin iktidarın politikalarına destek vermek zorunda kalabileceği yönündeki tartışmalara dikkat çekti.
Gökdemir’e göre mesele yalnızca bir yasa maddesine “evet” veya “hayır” demek değildi. Asıl tartışılması gereken, bu yasanın hangi siyasal dönüşümün parçası olduğuydu.
“Kürt sorunu artık yalnızca Türkiye’nin iç meselesi değildi”
Söyleşide çerçeve yasa, Türkiye’nin dış politikası ve Ortadoğu’daki gelişmelerden bağımsız ele alınmadı.
Gökdemir, Kürt sorununun geçmişte esas olarak Türkiye’nin iç meselesi olduğunu ancak bugün Suriye, Irak ve İran’daki gelişmeler nedeniyle bölgesel ve uluslararası bir boyut kazandığını savundu.
Türkiye’nin Suriye politikası, İsrail’in bölgedeki hamleleri, ABD’nin Ortadoğu politikaları ve NATO’nun Türkiye’ye biçtiği rol de bu çerçevede değerlendirildi.
Gökdemir, Türkiye’nin bölgesel güç mücadelesinde daha aktif bir pozisyona taşındığını ve bunun yeni savaş risklerini beraberinde getirdiğini ileri sürdü. Türkiye’nin İran’la karşı karşıya gelebilecek bir bölgesel denklem içerisinde konumlandırıldığını savunan Gökdemir, Suudi Arabistan’la yapılan savunma anlaşmaları ve NATO kararlarının da bu çerçevede değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Türk-Kürt-Arap birlikteliği ve yeni Osmanlıcılık tartışması
Programda son dönemde kullanılan Türk-Kürt-Arap birlikteliği söylemi de ele alındı.
Gökdemir, bu söylemin yalnızca Türkiye’nin iç siyaseti üzerinden okunamayacağını, Suriye ve Ortadoğu’daki gelişmelerle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini savundu.
Türkiye’nin bölgede yeni bir etki alanı oluşturma arayışında olduğunu ileri süren Gökdemir, bunu “yeni Osmanlıcı” bir perspektifle ilişkilendirdi. Bölgedeki gelişmelerin Türkiye açısından yalnızca güvenlik meselesi olmadığını, ekonomik ve siyasi çıkarların da bu süreçte etkili olduğunu söyledi.
1921 ve 1924 anayasaları üzerinden Cumhuriyet tartışması
Söyleşinin bir başka bölümünde 1921 ve 1924 anayasaları üzerinden yürütülen tartışmalar ele alındı.
Gökdemir, 1921 Anayasası’na yapılan göndermelerin farklı siyasi kesimler tarafından farklı amaçlarla kullanıldığını belirtti. 1921 ile 1924 anayasalarının aynı tarihsel aşamayı ifade etmediğini, Cumhuriyet’in kuruluş sürecinin aşamalı bir mücadele sonucunda şekillendiğini savundu.
Cumhuriyet, laiklik, Meclis, seçim ve anayasanın tarihsel kazanımlar olarak görülmesi gerektiğini söyleyen Gökdemir, bu kurumların ortadan kaldırılmasının veya etkisizleştirilmesinin toplumun ortak siyasal zeminini de ortadan kaldıracağını ileri sürdü.
“Yurttaşlık zaten eşitliği içeriyordu”
Programda sıkça tartışılan “eşit yurttaşlık” kavramı da ele alındı.
Gökdemir, “eşit yurttaşlık” ifadesinin kavramsal olarak sorunlu olduğunu savundu. Yurttaşlığın zaten eşitlik ve özgürlük temelinde tanımlanması gerektiğini belirten Gökdemir, kimliklerin yurttaşlığın önüne geçirilmesinin toplumsal bölünmeleri derinleştireceğini söyledi.
Bununla birlikte farklı dillerin ve kültürlerin korunması gerektiğini de belirten Gökdemir, zorla asimilasyon ile ortak yurttaşlık içerisinde toplumsal bütünleşmenin birbirinden ayrılması gerektiğini ifade etti.
Gökdemir, temel meselenin insanların hangi etnik veya dini kimliğe sahip olduğundan önce eşit haklara sahip yurttaşlar olarak yaşayabilmesi olduğunu savundu.
Geçmişin faili meçhulleriyle yüzleşme çağrısı
Programda faili meçhul cinayetler ve geçmişte yaşanan ağır hak ihlalleri de geniş yer tuttu.
Gökdemir, geçmişte yaşanan cinayetler ve kayıplar aydınlatılmadan gerçek bir toplumsal barış kurulamayacağını belirtti. Bu kapsamda Cumartesi Anneleri’nin mücadelesine, Diyarbakır Cezaevi’nde yaşananlara ve çatışmalı yıllarda yaşamını yitirenlerin yakınlarının yaşadığı travmalara dikkat çekti.
Gökdemir, geçmişte öldürülen gazetecilerin ve siyasi aktörlerin yakınlarının dinlenmesi gerektiğini belirterek, devletin “geçmişle hesaplaşma” iddiasının somut soruşturmalarla ortaya konulması gerektiğini söyledi.
Faili meçhul cinayetlerin yanı sıra Sinan Ateş cinayetinin de aydınlatılması gerektiğini dile getiren Gökdemir, geçmişteki karanlık yapılarla hesaplaşma iddiasının güncel cinayet dosyalarında da sınanması gerektiğini savundu.
“Türk çocukları da öldü, Kürt çocukları da”
Gökdemir, çatışmalı yıllarda hem Türk hem de Kürt gençlerinin yaşamını yitirdiğini belirterek, geçmişin yalnızca tek taraflı bir mağduriyet üzerinden ele alınamayacağını söyledi.
Toplumun ağır bir travma yaşadığını ifade eden Gökdemir, barışın sağlanabilmesi için hayatını kaybedenlerin ailelerinin, mağdurların ve toplumun farklı kesimlerinin dinlenmesi gerektiğini savundu.
Ona göre geçmişte yaşananlar yok sayılarak veya kamuoyundan gizlenerek kalıcı bir toplumsal barış kurulması mümkün değildi.
NATO ve Türkiye’nin bölgesel konumu
Programın son bölümünde NATO’nun Türkiye’nin siyasi ve askeri tarihindeki rolü de tartışıldı.
Gökdemir, NATO’nun yalnızca dış güvenlik örgütü olarak değerlendirilmemesi gerektiğini savunarak, Türkiye’nin NATO üyeliğinin iç ve dış politikasında önemli sonuçlar yarattığını ileri sürdü.
Türkiye’nin son dönemde NATO içerisinde daha aktif bir askeri konuma taşındığını savunan Gökdemir, bunun Rusya ve İran’la ilişkiler açısından da sonuçları olduğunu belirtti.
Gökdemir, bölgedeki savaşların Türkiye’yi doğrudan etkileyebileceğini ve “savaşa dahil olmanın” yalnızca doğrudan çatışmaya girmek anlamına gelmediğini söyledi.
“Mesele kimlik değil, halkın nasıl yaşayacağı”
Söyleşinin sonunda Gökdemir, tartışmanın kimlikler üzerinden yürütülmesinin Türkiye’nin temel sorunlarını görünmez hale getirdiğini savundu.
Yoksulluk, işsizlik, düşük ücretler, emeklilerin geçim sıkıntısı, eğitim ve sağlık hizmetlerine erişim gibi sorunların bütün yurttaşları etkilediğini belirten Gökdemir, Kürtlerin, Türklerin, Alevilerin veya başka kimliklere sahip yurttaşların ortak ekonomik sorunlarının bulunduğunu söyledi.
Gökdemir, farklı halkların ve toplulukların birbirinden koparılması yerine eşit haklar temelinde bir arada yaşamanın savunulması gerektiğini ifade etti. Ortadoğu’da ise halkların birbirine karşı konumlandırılması yerine dayanışma ve ortak çıkarlar temelinde birlik kurulması gerektiğini savundu.
Program, “Çerçeve yasa gerçekten barışın ve çözümün önünü mü açtı, yoksa Türkiye’yi yeni bir siyasal ve bölgesel denklemin içine mi taşıdı?” sorusu etrafındaki tartışmalarla sona erdi.
Programın tamamını izlemek için tıklayın
Haber Merkezi