Yeryüzü TV’de yayımlanan programda Çağlar Tekin, Türkiye’nin içinden geçtiği siyasal süreci Cumhuriyet’in kuruluşundan bugüne uzanan geniş bir tarihsel çerçeve içerisinde değerlendirdi.
Tekin, Türkiye’de yaşananların yalnızca bir iktidar değişimi, ekonomik kriz ya da hukuk düzenindeki bozulmadan ibaret olmadığını savundu. Ülkenin halk egemenliği, bağımsızlık, laiklik, kamuculuk ve sosyal devlet ilkelerinden sistemli biçimde uzaklaştırıldığını belirten Tekin, bu dönüşümü uzun yıllara yayılan bir “karşı devrim süreci” olarak tanımladı.
Programda, AKP iktidarının CHP’nin yönetimine yasaları ve parti iradesini yok sayarak müdahale ettiği, ardından bu müdahaleye karşı yargı yolunu da kapattığı değerlendirmesi yapıldı. Bu gelişmelerin ardından Özgür Özel ve beraberindeki milletvekillerinin Yeni Parti adıyla yeni bir siyasi oluşum kurduğu hatırlatıldı.
Tekin, Yeni Parti’nin yalnızca CHP’den ayrılan siyasetçilerin oluşturduğu yeni bir örgütlenme olarak değil, halkın seçme ve seçilme hakkına yönelik müdahaleye verilen siyasal bir yanıt olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Programın temel sorusu ise şöyle ifade edildi:
“Yeni Parti, Türkiye’nin bağımsızlığını yitirdiği, halkın sefalete sürüklendiği ve seçim hakkının dahi gasp edildiği karşı devrim sürecini durdurabilir mi?”
Cumhuriyet’in anlamı yalnızca rejim değişikliği değildi
Çağlar Tekin, değerlendirmesine Cumhuriyet’in tarihsel anlamını ele alarak başladı.
Cumhuriyet’in yalnızca saltanatın kaldırılması ve devlet başkanının seçimle belirlenmesi olmadığını ifade eden Tekin, Cumhuriyet’in aynı zamanda egemenliğin bir aileden, hanedandan ya da dini otoriteden alınarak halka verilmesi anlamına geldiğini söyledi.
Tekin’e göre Cumhuriyet’in temel dayanakları halk egemenliği, bağımsızlık, laiklik, eşit yurttaşlık, kamuculuk ve sosyal devlet düşüncesiydi.
Cumhuriyet’le birlikte yönetme hakkının herhangi bir kişinin doğuştan sahip olduğu bir ayrıcalık olmaktan çıktığını belirten Tekin, devlet yönetiminin teorik olarak halkın iradesine bağlandığını ifade etti.
Seçme ve seçilme hakkının bu nedenle yalnızca teknik bir seçim süreci olmadığını söyleyen Tekin, sandığın yurttaşların siyasal iktidarı belirleme gücünün somutlaşmış hali olduğunu vurguladı.
Tekin’in değerlendirmesine göre seçimlerin anlamını yitirmesi, halkın yönetime katılma hakkının da ortadan kalkması anlamına geliyordu.
CHP ile Cumhuriyet arasındaki tarihsel bağ
Programda CHP’nin kuruluş süreci ile Cumhuriyet’in kuruluşu arasındaki tarihsel ilişki de ele alındı.
Çağlar Tekin, CHP’nin sıradan bir siyasi parti olarak ortaya çıkmadığını, Kurtuluş Savaşı’nı yürüten siyasal kadroların örgütlenmesi üzerinden şekillendiğini belirtti.
Halk Fırkası’nın Cumhuriyet ilan edilmeden kısa süre önce kurulmuş olmasına dikkat çeken Tekin, Cumhuriyet Halk Partisi’nin daha sonra Cumhuriyet’in kurucu siyasal örgütü haline geldiğini söyledi.
Bu nedenle CHP’nin tarihinin Cumhuriyet’in tarihiyle büyük ölçüde iç içe geçtiğini savunan Tekin, partinin farklı dönemlerde Cumhuriyet’in ilerici kazanımlarını temsil ettiğini, farklı dönemlerde ise bu çizgiden uzaklaştığını ifade etti.
Tekin’e göre CHP’nin yaşadığı dönüşümler, Türkiye Cumhuriyeti’nin geçirdiği siyasal dönüşümlerden bağımsız değildi.
Partinin bağımsızlıkçı, laik ve halkçı bir çizgi izlediği dönemlerde Cumhuriyet’in toplumsal tabanı güçlenmiş; Batı ittifakına uyum sağladığı, sermaye politikalarına yaklaştığı ve toplumsal mücadeleden uzaklaştığı dönemlerde ise Cumhuriyet’in kurucu ilkeleri zayıflamıştı.
Cumhuriyet’in ekonomik bağımsızlık hedefi
Çağlar Tekin, Cumhuriyet’in kuruluş dönemindeki bağımsızlık anlayışının yalnızca askeri ya da diplomatik olmadığını belirtti.
Osmanlı’dan kalan dış borçlar, kapitülasyonlar, yabancı şirketlerin ayrıcalıkları ve dışa bağımlı ekonomik yapı nedeniyle yeni Cumhuriyet’in ekonomik bağımsızlığı temel bir hedef olarak belirlediğini ifade etti.
Tekin’e göre Cumhuriyet’in kurucu kadroları, üretim araçları yabancı sermayenin kontrolünde olduğu, ülkenin vergilerini yabancı alacaklıların belirlediği ve sanayi yatırımlarının dış güçlerin çıkarlarına göre şekillendiği koşullarda siyasal bağımsızlığın mümkün olmadığını görmüştü.
Bu nedenle devletçilik politikaları, demiryolu yatırımları, kamu fabrikaları, tarımsal üretimin desteklenmesi ve stratejik sektörlerin devlet eliyle kurulması yalnızca ekonomik tercihler değildi.
Bu politikalar, Türkiye’nin bağımsız bir ülke olarak var olabilmesinin araçlarıydı.
Tekin, Cumhuriyet’in kuruluş dönemindeki sınırlı kaynaklara rağmen sanayi yatırımlarına ağırlık verildiğini, dış borçlanmadan mümkün olduğunca kaçınıldığını ve ülkenin kendi üretim gücünü geliştirmeye çalıştığını söyledi.
Laiklik ve özgür yurttaşlık
Programda laikliğin Cumhuriyet açısından taşıdığı anlam üzerinde de duruldu.
Tekin, laikliğin yalnızca devlet ile din işlerinin birbirinden ayrılması şeklinde tanımlanamayacağını söyledi. Laikliğin aynı zamanda bireyin özgür iradesini koruyan, yurttaşı cemaat ve dini otoritelerin baskısından çıkaran temel bir ilke olduğunu belirtti.
Bir kişinin siyasi tercihlerinin dini otorite, cemaat lideri ya da tarikat yapısı tarafından belirlendiği koşullarda gerçek anlamda özgür seçimden söz edilemeyeceğini savunan Tekin, laikliğin seçme hakkının da güvencesi olduğunu ifade etti.
Tekin’e göre eğitim sisteminin dini yapılara açılması, kamu kaynaklarının cemaat ve tarikatlara aktarılması, bürokrasinin dini gruplar arasında paylaştırılması ve kadınların toplumsal konumunun yeniden dini kurallarla belirlenmeye çalışılması Cumhuriyet’in laiklik ilkesine yönelik saldırının parçalarıydı.
1960’lar ve toplumsal hareketlerin yükselişi
Çağlar Tekin, 1960’lı yıllarda Türkiye’de işçi sınıfının, öğrencilerin ve sol hareketlerin güç kazandığını belirtti.
Sanayileşmenin yaygınlaşmasıyla birlikte yeni bir işçi sınıfının ortaya çıktığını söyleyen Tekin, sendikal hareketlerin ve işçi eylemlerinin toplumsal siyasetin önemli bir parçası haline geldiğini ifade etti.
Türkiye İşçi Partisi’nin kurulması, sendikaların güçlenmesi ve gençlik hareketlerinin yaygınlaşmasıyla bağımsızlık, sosyal adalet ve eşitlik taleplerinin toplumda daha fazla karşılık bulduğunu söyledi.
Tekin’e göre CHP de bu toplumsal değişime uyum sağlamak zorunda kaldı.
Partinin “ortanın solu” söylemini benimsemesinin, yükselen işçi hareketi ve sol siyasetin yarattığı basınçla bağlantılı olduğunu savundu.
AKP dönemi karşı devrimin son aşaması
Programın güncel siyaset bölümünde AKP iktidarı, Cumhuriyet’in tasfiye sürecinin en ileri aşaması olarak değerlendirildi.
Çağlar Tekin, AKP’nin Cumhuriyet’e yönelik saldırıları başlatan ilk siyasi hareket olmadığını, ancak daha önceki dönemlerde oluşturulan bütün karşı devrimci birikimi kullandığını söyledi.
Tekin’e göre AKP döneminde laiklik, bağımsızlık, kamuculuk, sosyal devlet, hukuk devleti ve parlamenter denetim büyük ölçüde ortadan kaldırıldı.
Yargının yürütmenin kontrolüne girdiğini, medya kuruluşlarının iktidar sermayesine devredildiğini, eğitim sisteminin tarikat ve cemaatlerin etkisine açıldığını savundu.
Kamu kurumlarının liyakat yerine siyasi ve dini bağlılık temelinde yeniden yapılandırıldığını söyleyen Tekin, ekonominin de büyük sermaye gruplarına kaynak aktaran bir düzene dönüştüğünü ifade etti.
Yeni Parti’nin kuruluşu
Bu müdahalenin ardından Özgür Özel ve beraberindeki milletvekillerinin Yeni Parti’yi kurduğu hatırlatıldı.
Çağlar Tekin, Yeni Parti’nin kuruluşunun olağan bir parti bölünmesi olarak değerlendirilemeyeceğini söyledi.
Yeni Parti’nin, devlet müdahalesiyle CHP’den uzaklaştırılan seçilmiş kadroların siyasi varlıklarını sürdürebilmek için kurduğu bir örgütlenme olduğunu belirtti.
Partinin kuruluşunun ilk gününde çok sayıda milletvekiliyle Meclis’in ana muhalefet partisi haline gelmesinin önemli bir siyasal gelişme olduğunu ifade etti.
Tekin’e göre bu durum, iktidarın CHP’ye yönelik operasyonunun muhalefeti tamamen ortadan kaldırmak yerine yeni bir siyasal merkez ortaya çıkarmasına yol açtığını gösteriyordu.
Yeni Parti karşı devrimi durdurabilir mi?
Programın temel tartışması Yeni Parti’nin karşı devrim sürecini durdurabilecek bir program ve toplumsal güç oluşturup oluşturamayacağı oldu.
Çağlar Tekin, yalnızca yeni bir parti kurulmasının Türkiye’deki siyasal dengeleri değiştirmeye yetmeyeceğini söyledi.
Yeni Parti’nin hangi ekonomik, toplumsal ve dış politika programını benimseyeceğinin belirleyici olacağını ifade etti.
Tekin’e göre parti yalnızca AKP karşıtlığı üzerinden bir siyaset yürütürse geniş bir toplumsal dönüşüm yaratamaz.
Karşı devrim sürecinin yalnızca bir siyasi liderden ya da partiden ibaret olmadığını belirten Tekin, sermaye sınıfı, dini yapılar, uluslararası güçler ve devlet içerisindeki çıkar ağlarının bu süreçte birlikte hareket ettiğini savundu.
Bu nedenle Yeni Parti’nin yalnızca seçim kazanmayı değil, Türkiye’nin ekonomik ve toplumsal düzenini değiştirmeyi hedefleyen bir program geliştirmesi gerektiğini söyledi.
Yeni Parti hangi toplumsal kesimlere dayanacak?
Çağlar Tekin, Yeni Parti’nin geleceğini belirleyecek en önemli sorulardan birinin partinin hangi toplumsal kesimlere dayanacağı olduğunu belirtti.
Partinin işçiler, emekliler, gençler, kadınlar, köylüler, esnaf ve yoksul kesimlerle kalıcı bir ilişki kurması gerektiğini söyledi.
Tekin’e göre yalnızca büyük kentlerdeki orta sınıf seçmene ya da CHP’nin geleneksel tabanına dayanan bir siyasi hareket karşı devrim sürecini durduramaz.
Yeni Parti’nin sendikalar, meslek örgütleri, kadın hareketleri, öğrenci örgütleri, çevre mücadeleleri ve köylü direnişleriyle doğrudan bağ kurması gerektiğini ifade etti.
Halkın siyasete yalnızca seçim dönemlerinde oy veren pasif bir kitle olarak değil, karar süreçlerine katılan örgütlü bir güç olarak dahil edilmesinin önemine dikkat çekti.
Kamucu ekonomi programı gereği
Tekin, Yeni Parti’nin karşı devrim sürecine karşı başarılı olabilmesi için kamucu bir ekonomi programı ortaya koyması gerektiğini savundu.
Stratejik sektörlerin kamu denetimine alınması, özelleştirmelerin sorgulanması, tarım ve sanayide üretimin desteklenmesi, enerji bağımlılığının azaltılması ve kamu kaynaklarının halk yararına kullanılması gerektiğini söyledi.
Tekin’e göre yoksulluğu yalnızca sosyal yardımlarla yönetmeye çalışan bir program karşı devrimi durduramaz.
Üretim araçlarının ve ülke kaynaklarının kimlerin kontrolünde olduğu sorusuna yanıt vermeyen bir siyasi hareketin ekonomik bağımsızlık sağlayamayacağını ifade etti.
Yeni Parti’nin büyük sermaye gruplarının çıkarlarıyla halkın çıkarları arasında tercih yapmak zorunda kalacağını belirtti.
Laiklikte tavizsiz tutum
Programda Yeni Parti’nin laiklik politikasının da belirleyici olacağı vurgulandı.
Çağlar Tekin, tarikat ve cemaatlerin eğitim, sağlık, bürokrasi ve ekonomi üzerindeki etkisinin sona erdirilmesi gerektiğini söyledi.
Yeni Parti’nin dini yapılara karşı yalnızca söylemsel değil, kurumsal ve hukuki bir mücadele yürütmesi gerektiğini ifade etti.
Tekin’e göre laiklik konusunda verilen tavizler, Cumhuriyet’in özgür yurttaşlık anlayışını zayıflatıyor ve toplumun cemaatler üzerinden yönetilmesinin önünü açıyordu.
“Yeni Parti tek başına yeterli olmaz”
Programın sonunda Çağlar Tekin, Yeni Parti’nin karşı devrim sürecini durdurma potansiyeli bulunduğunu ancak bunun kendiliğinden gerçekleşmeyeceğini söyledi.
Partinin Meclis’te güçlü bir gruba sahip olmasının ve ana muhalefet konumuna gelmesinin önemli olduğunu belirtti.
Ancak gerçek değişimin yalnızca parlamentoda değil, toplumun örgütlü mücadelesiyle gerçekleşebileceğini ifade etti.
Tekin’e göre Yeni Parti, halkı yalnızca seçimden seçime oy vermeye çağıran bir yapı olarak kalırsa karşı devrimi durduramaz.
Buna karşılık işçilerle, kadınlarla, gençlerle, emeklilerle, köylülerle ve bütün toplumsal mücadelelerle birleşen bağımsızlıkçı, laik, kamucu ve halkçı bir program geliştirebilirse Türkiye’de yeni bir siyasal dönemin önünü açabilir.
Sonuç: Yeni Parti neye gebe?
Çağlar Tekin’in değerlendirmesine göre Yeni Parti’nin önünde iki farklı yön bulunuyor.
Parti, CHP’nin son yıllardaki merkez siyasetine devam ederek yalnızca hukuk devleti, seçim güvenliği ve normalleşme söylemiyle sınırlı kalabilir.
Bu durumda iktidar değişse bile Türkiye’yi bağımlılığa ve yoksulluğa sürükleyen ekonomik ve siyasal düzen büyük ölçüde varlığını sürdürebilir.
Diğer seçenek ise Cumhuriyet’in bağımsızlık, halkçılık, laiklik ve kamuculuk ilkelerini bugünün koşullarında yeniden yorumlayan bir toplumsal program geliştirmek.
Tekin’e göre Yeni Parti’nin karşı devrimi durdurup durduramayacağının yanıtı, hangi yolu tercih edeceğine bağlı olacak.
Parti sermaye çevrelerinin ve uluslararası güç merkezlerinin onayını arayan bir çizgi izlerse, mevcut düzenin sınırlarını aşamayacak.
Ancak halkın örgütlü gücüne dayanır, ekonomik bağımsızlığı savunur, laikliği tavizsiz biçimde uygular ve seçme-seçilme hakkını güvenceye alacak bir demokratik mücadele yürütürse, karşı devrim sürecini durdurabilecek geniş bir Cumhuriyetçi hareketin merkezi haline gelebilecek.
Programın tamamını izlemek için tıklayın
Haber Merkezi