Yeryüzü TV’de programı hazırlayıp sunan Çağlar Tekin, Türkiye’nin gündemindeki çerçeve yasayı ve bu düzenleme etrafında şekillenen siyasi süreci kapsamlı biçimde değerlendirdi. Tekin’in değerlendirmelerinin merkezinde, yasanın ne getirdiği, kimleri hangi koşullarda kapsayacağı, uygulama yetkisinin kimlerde olduğu ve düzenlemenin Türkiye’nin siyasal rejimi açısından ne anlama geldiği soruları yer aldı.
Tekin, düzenlemenin kamuoyunda bir tür af yasası gibi tartışılmasına rağmen, klasik anlamda bir af düzenlemesi olmadığını savundu. Yasanın farklı aşamalar ve koşullar üzerinden şekillendiğini belirten Tekin, asıl sorunun bu koşulları kimin belirleyeceği ve düzenlemeden kimlerin yararlanacağının nasıl tespit edileceği olduğunu söyledi.
“Bu bir politik esaret metni”
Çağlar Tekin, çerçeve yasanın uygulanmasında yürütmenin ve bürokrasinin belirleyici olacağı görüşünü dile getirdi. Tekin'e göre düzenlemenin belirli kriterler ortaya koymasına rağmen, bu kriterleri taşıyan kişilerin tamamının otomatik biçimde kapsamdan yararlanacağına ilişkin açık bir güvence bulunmuyor.
Bu nedenle düzenlemeyi “politik esaret metni” olarak nitelendiren Tekin, sürecin her aşamasında siyasi iktidarın onayının belirleyici hale geldiğini savundu.
Tekin, özellikle DEM Parti açısından da önemli bir siyasi sorun bulunduğunu belirterek, partinin süreç içerisinde Erdoğan yönetiminin belirlediği çerçeveyi kabul etmek zorunda bırakılmasının demokratik siyaset açısından ciddi sonuçlar doğurabileceğini ifade etti.
Tekin'e göre, iktidarın taleplerini yerine getirmek dahi ilgili kişilerin veya grupların istedikleri sonucu elde edeceğinin garantisi anlamına gelmiyor. Nihai kararın yine yürütmenin siyasi tercihine bırakılması, sürecin hukuki güvenceden çok siyasi iradeye bağımlı hale gelmesi riskini taşıyor.
“Kimse neye onay verdiğini dahi bilmiyordu”
Tekin, yasanın Meclis'teki görüşülme biçimine de sert eleştiriler yöneltti.
Teklifin milletvekillerine sunulması ile imza süreci arasında son derece kısa bir zaman bırakıldığı yönündeki iddialara dikkat çeken Tekin, “Hiç kimse neye onay verdiğini dahi bilmeden onay vermiş” değerlendirmesinde bulundu.
Tekin'e göre demokratik bir yasama sürecinde milletvekillerinin teklifin içeriğini ayrıntılı biçimde incelemesi, maddeler üzerinde tartışması ve değişiklik önerileri geliştirmesi gerekirken, bu sürecin çok kısa bir zaman dilimine sıkıştırılması Meclis'in yasama işlevi açısından ciddi soru işaretleri oluşturuyor.
“Erdoğan'ın atadığı bakan ve bürokratların kabulüne bağlı”
Tekin'in eleştirilerinin önemli bir bölümü, düzenlemenin uygulanmasında yürütmenin rolüne ilişkin oldu.
Yasanın hangi kişiler açısından uygulanacağının belirlenmesinde Erdoğan tarafından atanan bakanlar ve bürokratların belirleyici olacağını savunan Tekin, böyle bir mekanizmanın hukuki normdan ziyade siyasi iradeye dayalı bir sistem oluşturduğunu ileri sürdü.
Tekin, açık ve genel hukuki kurallar yerine kişilere ve idari değerlendirmelere bağlı bir uygulama mekanizmasının ortaya çıkmasının, yurttaşların hukuk önünde eşitliği açısından sorun yaratabileceğini söyledi.
Meclis denetimi tartışması
Tekin, yasada Meclis'e verilen izleme ve tavsiye işlevinin de gerçek anlamda bir denetim mekanizması oluşturmadığını savundu.
Meclis bünyesinde kurulacak komisyonun süreci izlemesi ve tavsiyelerde bulunmasının öngörülmesini değerlendiren Tekin, yasama organının tavsiye veren bir konuma indirgenmesi eleştirisini getirdi.
Tekin'e göre Meclis'in asıl işlevi, yürütmenin kararlarını yalnızca izlemek değil, demokratik ve hukuki denetim mekanizmaları aracılığıyla sınırlandırmak olmalı.
DEM Parti, AKP ve Erdoğan ilişkisi
Programda DEM Parti'nin süreçteki konumu da geniş biçimde ele alındı.
Tekin, DEM Parti temsilcilerinin yasanın iktidarın kontrolünü güçlendiren yönlerine ilişkin eleştirilerini önemli bulduğunu ancak aynı temsilcilerin genel olarak sürece destek vermesini çelişkili bir tutum olarak değerlendirdi.
Tekin'e göre DEM Parti, düzenlemenin Erdoğan ve AKP'nin siyasi kontrolünü güçlendirdiğini tespit ediyorsa, bu koşullarda sürece neden destek verdiğini daha açık biçimde ortaya koymalı.
Tekin, burada yalnızca AKP'nin iç siyasetteki hesaplarının değil, Türkiye'nin Suriye ve Ortadoğu politikalarının da dikkate alınması gerektiğini savundu.
Demirtaş'ın tutukluluğu üzerinden iktidar eleştirisi
Çağlar Tekin'in değerlendirmesinde Selahattin Demirtaş'ın tutukluluk süreci önemli bir başlık olarak öne çıktı.
Tekin, Demirtaş'ın 2015 yılında “Seni başkan yaptırmayacağız” sözünün ardından siyasi iktidarla karşı karşıya geldiğini ve sonrasında ağır bir siyasi ve hukuki süreçle karşılaştığını savundu.
Tekin, bu durumu iktidarın siyasal muhalefete yaklaşımının bir göstergesi olarak değerlendirirken, Demirtaş ile Abdullah Öcalan'ın Türkiye'deki siyasal tartışmalarda giderek farklı biçimlerde konumlandırılmasını eleştirdi.
Tekin'in ifadesiyle, “Seni başkan yaptırmayacağız” dediği için yıllardan beri içeride tutulan Demirtaş terörist kabul edilmeye başlandı; ama Öcalan bir ulusal lider, Kürt halkının ulusal lideri olarak tanıtılmaya başlandı.”
Tekin, bu farklılaşmanın temelinde iktidara yönelik siyasal tehdidin bulunduğunu savundu. Ona göre AKP iktidarına karşı politik tehdit oluşturmak zaman içerisinde suç kategorisiyle ilişkilendirilirken, iktidarla doğrudan çatışmayan aktörler farklı biçimde değerlendirilebiliyor.
“Yeni Türkiye rejimi” eleştirisi
Programın en sert değerlendirmelerinden biri Tekin'in “Yeni Türkiye rejimi” olarak tanımladığı siyasal yapıya ilişkin oldu.
Tekin, bu rejimin insan hakları, demokrasi ve özgürlükler bakımından yapısal sorunlar taşıdığını savunarak, “Bu rejim, herhangi bir biçimde insan haklarına, demokrasiye, doğruya, güzele ilişkin bir şeyi barındırabilecek bir rejim değil” ifadelerini kullandı.
Tekin'e göre Türkiye'de siyasal iktidarın kendisini koruma ve bekasını sürdürme amacı, hukuki ve demokratik mekanizmaların önüne geçiyor.
Bu çerçevede çerçeve yasayı da yalnızca Kürt meselesi veya PKK'nın silah bırakması üzerinden değil, Türkiye'deki rejim değişikliği tartışmasının bir parçası olarak değerlendiren Tekin, düzenlemenin iktidarın kendi siyasi geleceğini güvence altına alma kapasitesine dikkat çekti.
“Seçimsizleşme” ve yurttaşlık tartışması
Tekin, Türkiye'deki siyasal dönüşümü “seçimsizleşme” kavramı üzerinden de değerlendirdi.
Muhalefet belediyelerine yönelik operasyonlar, seçilmiş siyasetçilerin tutuklanması ve siyasal temsil alanının daralması gibi gelişmelerin birlikte ele alınması gerektiğini savunan Tekin, yurttaşın siyasal özne olmaktan çıkarılarak “tebaa” veya “kul” konumuna indirgenmesi riskine dikkat çekti.
Tekin'e göre yeni anayasa tartışmasının merkezinde liderlerin siyasi geleceğinden önce seçme ve seçilme hakkı, yasama yetkisi, hukuk devleti ve eşit yurttaşlık bulunmalı.
Kürt meselesi ve bölgesel politika
Tekin, Kürt meselesinin yalnızca Türkiye'nin iç siyaseti üzerinden okunmasına da karşı çıktı.
Kürt siyasi hareketinin önündeki denklemin özellikle Suriye'deki gelişmelerle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini savunan Tekin, Türkiye'deki Kürt siyasetinin Suriye'deki gelişmeler, YPG'nin konumu ve ABD ile Batı'nın bölgesel politikalarıyla doğrudan bağlantılı olduğunu ileri sürdü.
Tekin'e göre Kürt siyasi hareketinin önünde bir yandan mevcut Suriye yönetimiyle ilişkilerini sürdürme, diğer yandan ABD ve Batı'nın bölgesel planları içerisinde kendisine bir statü alanı oluşturma arayışı bulunuyor.
Bu noktada Tekin, geçmişte Batı'nın bölgedeki politik İslamcı yapılarla kurduğu ilişkilere dikkat çekerek, Kürt siyasi hareketinin bölgesel güçlerin vaat ettiği statü beklentilerini tarihsel deneyimler ışığında değerlendirmesi gerektiğini savundu.
Silah bırakma tartışması: Türkiye'nin ötesinde bölgesel denklem
Tekin, PKK'nın silah bırakması tartışmasının da yalnızca Türkiye'ye özgü bir gelişme olmadığını öne sürdü.
Irak, Filistin, Lübnan ve Yemen'deki silahlı yapıların silahsızlandırılmasına yönelik baskılarla Türkiye'deki sürecin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirten Tekin, bölgedeki silahlı aktörlerin tasfiye edilmesinin ABD ve İsrail merkezli daha geniş bir Ortadoğu politikasıyla bağlantılı olduğunu savundu.
Tekin'in değerlendirmesine göre bu politikanın temel amacı, bölgedeki devletlerin ve siyasi yapıların dış müdahaleye karşı bağımsız hareket kapasitesini azaltmak.
Sosyalist vekillere eleştiri
Programda sol ve sosyalist olduğunu ifade eden milletvekillerinin tutumu da Tekin'in eleştirilerinden payını aldı.
Tekin, kendisini sosyalist olarak tanımlayan siyasetçilerin yalnızca Kürt meselesi ve silah bırakma başlığına odaklanmak yerine, Türkiye'nin ekonomik ve sınıfsal sorunlarını da sürecin merkezine taşıması gerektiğini savundu.
Tekin'e göre gelir dağılımındaki adaletsizlik, yoksulluk, mülkiyet eşitsizliği ve emekçilerin yaşadığı sorunlar tartışılmadan yürütülecek bir demokratikleşme süreci eksik kalacak.
Bu nedenle sol siyasetin, iktidarın belirlediği çerçeve içerisinde pozisyon almak yerine eşit yurttaşlık, demokratik haklar, emekçilerin talepleri ve ekonomik adalet üzerinden bağımsız bir siyasal hat oluşturması gerektiğini belirtti.
“Barış yalnızca silah bırakmak değildir”
Çağlar Tekin, programın genel değerlendirmesinde Türkiye'de kalıcı bir barışın yalnızca PKK'nın silah bırakmasıyla sağlanamayacağını vurguladı.
Tekin'e göre gerçek bir toplumsal bütünleşme için hukuk devleti, demokratik siyaset, eşit yurttaşlık, seçme ve seçilme hakkı, yerel demokrasinin güçlendirilmesi, siyasal özgürlükler ve ekonomik adalet birlikte ele alınmalı.
Çerçeve yasayı da bu geniş perspektif içerisinde değerlendiren Tekin, düzenlemenin mevcut haliyle iktidarın siyasi kontrolünü güçlendirme ihtimalinin, demokratikleşme ve toplumsal barış hedefinin önüne geçebileceğini savundu.
Programın genelinde Tekin'in temel itirazı, Türkiye'nin geleceğinin yalnızca iktidarın belirlediği sınırlar içinde şekillenmemesi gerektiği fikri üzerine kuruldu.
Programın tamamını izlemek için tıklayın
Haber Merkezi