12 Eylül 1980’den bugüne: Darbe kim tarafından, kime karşı yapıldı?

12 Eylül 1980 askeri darbesinin üzerinden 46 yıl geçti. Orgeneral Kenan Evren liderliğindeki askeri cunta, 12 Eylül sabahı yönetime el koyarak TBMM’yi feshetti, siyasi partileri kapattı ve ülkeyi askeri yönetim altına aldı. Peki 12 Eylül darbesi kim tarafından, kime karşı ve hangi koşullarda gerçekleştirildi?

GÜNCEL - 12-09-2026 08:36

12 Eylül 1980’de Orgeneral Kenan Evren liderliğindeki askeri cunta, yönetime el koydu. Meclis feshedildi, siyasi partiler kapatıldı, sendikal faaliyetler durduruldu ve ülke askeri yönetim altına alındı.

Ancak 12 Eylül, yalnızca bir sabah gerçekleştirilen askeri müdahaleden ibaret değildi. Darbeye giden yol, yıllar boyunca yaşanan siyasi şiddet, katliamlar, ekonomik kriz ve toplumsal çatışmalarla döşendi. Darbenin ardından uygulanan ekonomik ve siyasal program da 12 Eylül öncesinde şekillenmeye başlamıştı.

Peki 12 Eylül darbesi kim tarafından, kime karşı ve hangi amaçla gerçekleştirildi?

DARBEYE GİDEN YOL NASIL HAZIRLANDI?

12 Eylül 1980’deki darbe, uzun bir hazırlık döneminin ardından gerçekleşti.

1977’de Taksim’de yüz binlerce emekçinin katıldığı 1 Mayıs mitinginde yaşanan saldırı, bu dönemin önemli kırılma noktalarından biri oldu. The Marmara Oteli’nden açılan ateş ve ardından yaşanan panik sonucunda 34 kişi yaşamını yitirdi.

1978’de Kahramanmaraş’ta, 1980’de ise Çorum’da solculara ve Alevi yurttaşlara yönelik saldırılar ve katliamlar yaşandı. Kahramanmaraş’taki saldırılar günlerce sürerken devletin müdahalesinin gecikmesi ve ardından sıkıyönetim ilan edilmesi, dönemin siyasi atmosferinin önemli göstergelerinden biri oldu.

Bu olaylar, darbe öncesinde toplumun “kaos” ve “anarşi” içinde olduğu algısının güçlenmesinde kullanıldı.

22 Temmuz 1980’de DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler’in öldürülmesi de darbe öncesindeki siyasi cinayetler zincirinin en önemli halkalarından biri oldu.

24 OCAK KARARLARI VE DARBENİN EKONOMİK PROGRAMI

12 Eylül yalnızca siyasi bir müdahale değildi. Darbenin ekonomik boyutu da bulunuyordu.

Ekonomik krizle geçen yılların ardından ihracata, düşük ücretlere ve emeğin maliyetinin düşürülmesine dayalı bir ekonomik program gündeme geldi. Ancak işçi sınıfının ve sol hareketin güçlü direnci, bu programın uygulanmasını zorlaştırıyordu.

24 Ocak 1980’de, Süleyman Demirel hükümeti döneminde yürürlüğe konulan ve dönemin Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarı Turgut Özal tarafından hazırlanan 24 Ocak Kararları, Türkiye ekonomisinde önemli bir dönüşümün başlangıcı oldu.

Ancak kararların kapsamlı biçimde uygulanması, 12 Eylül sonrasında mümkün hale geldi. Sendikaların etkisizleştirildiği, grevlerin yasaklandığı ve işçi hareketinin ağır baskı altına alındığı yeni dönemde, 24 Ocak programı daha geniş biçimde hayata geçirildi.

Bu nedenle 12 Eylül, yalnızca siyasal iktidarın el değiştirmesi değil, aynı zamanda Türkiye'nin ekonomik yapısının yeniden şekillendirilmesi açısından da bir dönüm noktası oldu.

DARBEYİ KİM YAPTI?

12 Eylül darbesi, dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren liderliğindeki Türk Silahlı Kuvvetleri'nin komuta kademesi tarafından gerçekleştirildi.

Ancak darbenin yalnızca askeri aktörlerden oluşan bir süreç olarak değerlendirilmesi, 12 Eylül'ün siyasal ve ekonomik sonuçlarını anlamak açısından yetersiz kalır.

Darbe öncesinde ve sonrasında uygulanan program; siyaset, sermaye, ordu ve uluslararası güçler arasındaki ilişkiler üzerinden şekillendi.

Bu açıdan 12 Eylül'ü yalnızca “askerlerin yönetime el koyması” olarak değil, Türkiye'de solun, işçi hareketinin ve toplumsal muhalefetin gücünü kıran kapsamlı bir siyasal ve ekonomik dönüşüm olarak değerlendirmek gerekir.

“BİZİM ÇOCUKLAR BAŞARDI”

12 Eylül'ün dış bağlantıları da uzun yıllardır tartışılan başlıklardan biri oldu.

Soğuk Savaş koşullarında Türkiye, ABD ve NATO açısından stratejik öneme sahipti. İran Devrimi ve Afganistan'daki gelişmelerin ardından Türkiye'nin Batı ittifakındaki konumu Washington açısından daha da önemli hale gelmişti.

Dönemin ABD Başkanı Jimmy Carter'a Ankara'daki Amerikan diplomatik kaynaklarından iletildiği aktarılan “Bizim çocuklar başardı” ifadesi, 12 Eylül'e ilişkin en çok tartışılan sözlerden biri oldu.

Bu ifade, ABD'nin darbeye ilişkin tutumunun simgesi haline geldi.

“EMRİNİZE AMADEYİM”

12 Eylül'ün sınıfsal boyutuna ilişkin en çok tartışılan belgelerden biri ise Vehbi Koç'un darbenin ardından Kenan Evren'e gönderdiği mektup oldu.

Koç mektubunda işçi hareketine, DİSK'e ve sol örgütlere yönelik sert önlemler alınmasını istedi. Mektupta sendikaların ve “militan sendikacıların” faaliyetlerine karşı yasal düzenlemeler yapılması gerektiği savunulurken, sol örgütlerin ve Kürtlerin faaliyetlerinin engellenmesi çağrısında bulunuldu.

Mektubun sonunda yer alan “Emrinize amadeyim” ifadesi, 12 Eylül'ün sermaye kesimleri açısından yarattığı beklentinin ve cuntayla kurulan ilişkinin sembollerinden biri olarak değerlendirildi.

DARBE KİME KARŞI YAPILDI?

12 Eylül'ün resmi gerekçelerinden biri, ülkedeki siyasi şiddete ve “anarşi”ye son vermekti.

Ancak darbenin ardından yaşananlar, müdahalenin hedefinin yalnızca silahlı çatışmaların sona erdirilmesi olmadığını gösterdi.

Sol örgütlere, sendikalara, öğrencilere, akademisyenlere, gazetecilere ve toplumsal muhalefetin farklı kesimlerine yönelik operasyonlar gerçekleştirildi. Gözaltılar, işkenceler, uzun tutukluluklar, davalar ve idam cezaları 12 Eylül rejiminin temel uygulamaları arasında yer aldı.

Darbe sonrasında sendika konfederasyonlarının faaliyetleri durduruldu. DİSK yöneticileri tutuklandı, sendikanın mal varlıklarına el konuldu ve sendikaların yönetimine kayyımlar atandı.

DİSK yöneticileri hakkında ağır hapis ve idam istemleriyle davalar açıldı.

Bu tablo, 12 Eylül'ün işçi hareketi açısından yarattığı kırılmanın boyutunu ortaya koydu.

DİSK'E YÖNELİK BASKI

Darbe sonrasında DİSK'e yönelik baskılar sistematik biçimde sürdü.

7 Eylül'de gözaltı süresi 90 güne çıkarıldı. DİSK yöneticileri ve üyeleri uzun süre yargıç karşısına çıkarılmadı.

18 Eylül'de Milli Güvenlik Konseyi'nin yayımladığı 8 No'lu kararla DİSK'in taşınır ve taşınmaz mallarına el konuldu.

11 Kasım'da DİSK'e bağlı sendikaların yönetimine sıkıyönetim komutanlıklarınca belirlenen kayyımlar atandı.

7 Aralık'tan itibaren 2364 sayılı Yasayla tüm sendikaları kapsayan Yüksek Hakem Kurulu uygulamasına geçildi.

DİSK Davası ise 24 Aralık'ta İstanbul Sıkıyönetim Mahkemesi'nde başladı. Birçok dosyanın birleştirilmesiyle sanık sayısı 1.477'ye ulaşırken, 78 kişi hakkında idam cezası istendi.

12 EYLÜL'ÜN BİLANÇOSU

12 Eylül darbesinin toplumsal bilançosu ağır oldu.

650 bin kişi gözaltına alındı.

1 milyon 683 bin kişi fişlendi.

Açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı.

7 bin kişi hakkında idam cezası istendi.

517 kişiye idam cezası verildi.

50 kişi idam edildi.

71 bin kişi TCK'nin 141, 142 ve 163. maddelerinden yargılandı.

98 bin 404 kişi “örgüt üyesi olmak” suçundan yargılandı.

388 bin kişiye pasaport verilmedi.

30 bin kişi “sakıncalı” olduğu gerekçesiyle işten çıkarıldı.

14 bin kişi yurttaşlıktan çıkarıldı.

Yaklaşık 30 bin kişi siyasi nedenlerle yurtdışına çıktı.

171 kişinin işkence sonucu öldüğü belgelendi.

937 film “sakıncalı” bulunarak yasaklandı.

23 bin 677 derneğin faaliyeti durduruldu.

3 bin 854 öğretmen, 120 öğretim üyesi ve 47 hakim görevden alındı.

400 gazeteci hakkında toplam 4 bin yıl hapis cezası istendi.

31 gazeteci cezaevine girdi.

300 gazeteci saldırıya uğradı.

3 gazeteci öldürüldü.

Gazeteler yaklaşık 300 gün yayın yapamadı.

13 büyük gazete hakkında 303 dava açıldı.

39 ton gazete ve dergi imha edildi.

Cezaevlerinde de ağır hak ihlalleri yaşandı. Yüzlerce tutuklu ve hükümlü yaşamını yitirdi; açlık grevleri, işkence ve kötü muamele nedeniyle ölümler gerçekleşti.

12 EYLÜL'ÜN EKONOMİK MİRASI: TURGUT ÖZAL

12 Eylül sonrasında ekonomik programın uygulanmasında Turgut Özal önemli bir rol üstlendi.

24 Ocak Kararları'nın hazırlanmasında görev alan Özal, darbe sonrasında kurulan hükümette ekonomiden sorumlu isim olarak görev yaptı. 1983 seçimlerinin ardından ise başbakan oldu.

Özal döneminde ihracata dayalı büyüme ve piyasa merkezli ekonomik politikalar güç kazandı. İşçi hareketinin ve sendikaların darbe sonrasında zayıflatılması, bu ekonomik modelin uygulanması açısından önemli bir değişim yarattı.

Bu dönem, Türkiye'de neoliberal dönüşümün kurumsallaşmasının da önemli aşamalarından biri oldu.

12 EYLÜL VE SİYASAL İSLAM

12 Eylül sonrasında siyasal İslam açısından da yeni bir dönem başladı.

Darbe öncesinde siyasi çatışmanın önemli aktörlerinden biri olan Necmettin Erbakan ve MSP yöneticileri de darbe sonrasında tutuklandı. Ancak Erbakan kısa süre sonra serbest bırakıldı ve ilerleyen yıllarda yeniden siyasete döndü.

Kenan Evren yönetiminin siyasal İslam karşısındaki tutumu, özellikle “Türk-İslam sentezi” politikası çerçevesinde, 12 Eylül rejiminin yalnızca baskı politikalarıyla değil, toplumsal ve kültürel alanı yeniden biçimlendiren politikalarla da değerlendirilmesini gerektiriyor.

12 EYLÜL'ÜN UZUN GÖLGESİ

12 Eylül'ün etkileri 1980'lerle sınırlı kalmadı.

1980'ler ve 1990'lar boyunca uygulanan ekonomik politikalar, sendikal hakların geriletilmesi, Kürt sorununa yönelik devlet politikaları, siyasi yasaklar, faili meçhul cinayetler, OHAL uygulamaları ve toplumsal muhalefete yönelik baskılar, 12 Eylül sonrasında şekillenen düzenin farklı dönemlerdeki devamları olarak tartışıldı.

Bülent Ecevit'ten Tansu Çiller'e, Mesut Yılmaz'dan diğer merkez sağ ve merkez sol hükümetlere kadar farklı siyasi aktörler, 12 Eylül sonrasında oluşan siyasal ve ekonomik çerçevenin içinde iktidar oldu.

2002'den itibaren iktidara gelen AKP döneminde ise bu dönüşümün başka bir aşaması ortaya çıktı.

Dolayısıyla 12 Eylül'ü yalnızca 12 Eylül 1980 sabahıyla sınırlamak, darbenin Türkiye'nin siyasal, ekonomik ve toplumsal yapısı üzerindeki uzun vadeli etkisini görmezden gelmek anlamına gelir.

46 YIL SONRA 12 EYLÜL

12 Eylül 1980'in üzerinden 46 yıl geçti.

Darbe, “sağ-sol çatışmasını bitirmek” gerekçesiyle sunuldu. Ancak ardından gelen uygulamalar, Türkiye'deki sol hareketin, işçi sınıfının, sendikaların ve toplumsal muhalefetin ağır biçimde bastırıldığını gösterdi.

12 Eylül aynı zamanda ekonomik düzenin yeniden yapılandırıldığı, sendikal hakların geriletildiği ve neoliberal politikaların önünün açıldığı bir dönemin başlangıcı oldu.

Bu nedenle 12 Eylül'ü yalnızca askeri bir darbe olarak değil, siyasi, ekonomik ve ideolojik sonuçları olan kapsamlı bir toplumsal dönüşüm olarak değerlendirmek gerekiyor.

Aradan geçen 46 yıla rağmen 12 Eylül'ün bıraktığı izler, Türkiye'nin siyasetinde, çalışma yaşamında, üniversitelerinde, basınında ve toplumsal hayatında tartışılmaya devam ediyor.

Soruyu yeniden sormak gerekiyor:

12 Eylül darbesi kim tarafından yapıldı ve asıl olarak kime karşı yapıldı?

Kaynak: Sol Haber 

 

 

Günün Diğer Haberleri